Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

SANA zulüm ve haksızlık edeni affet; kötülüğe kötülükle mukabele etme ki, iyiliğe hak kazanasın.

Kimler çevirimiçi

Şuanda 4 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün18
Dün93
Bu Hafta338
Bu ay868
Tümü48392
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



AHMET YESEVÎ-3
Yönetici tarafından yazıldı   
Cuma, 18 Haziran 2010 08:42
3.
Ahmed-i Yesevî, Arslan Baba’nın vefâtından bir müddet sonra, o zamânın önemli İslâm merkezlerinden biri olan Buhâra’ya gider. Burada, devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisap eder ve terbiyesi altına girer.
Ahmed-i Yesevî’nin Yûsuf-ı Hemedânî’ye intisâbı herhalde H.504(Milâdî 1100) yılından sonra olmalıdır.
Kısa zamanda şeyhinin teveccühünü kazanıp, ondan aldığı feyzle  kemâl mertebesine ulaşır. Her bakımdan şeyhinin tesiri altında kalan Yesevî’nin, şeyhi gibi şerîat ahkâmına, Hz.Peygamber’in sünnetine, Hanefî Mezhebi’nin akîdelerine ne kadar kuvvetle bağlı olduğu, hikmetlerinde açıkça görülmektedir. Zâhir ve bâtın ilimlerini tamamlayan Ahmed Yesevî, şeyhinin üçüncü halîfeliğine yükselir. O da müritlerine ibâdet,riyâzet ve mücâhede tavsiyesinde bulunur.,şerîat ve sünneti her şeyin üstünde tutar.
Milâdî 1160 yılında, ikinci halîfenin vefâtından sonra, üçüncü halîfe sıfatıyla Ahmed-i Yesevî,irşâd postuna oturur.
Bir müddet sonra, vaktiyle şeyhi Yûsuf-ı Hemedânî’den aldığı bir işâret üzerine, irşad mevkîini dördüncü halîfe Şeyh Abdülhâlık-ı Gücdüvânî’ye bırakarak Yesi’ye döner ve vefat târihi olan 1166 târihine kadar, irşâda burada devâm eder.
Ahmed-i Yesevî’nin Yesi’de irşâda başladığı sıra Türkistan’da, Yedi-su havâlisinde kuvvetli bir İslâmlaşma cereyanı yanında İslâm ülkelerinin her tarafına yayılan Tasavvuf cereyanı da mevcuttu. Medreselerin yanında kurulan tekkeler tasavvuf cereyanının merkezleri hâlindeydi. Yine bu yıllarda Mâverâünnehr’i idâresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş(H.552/M.1157),Harzemşahlar kuvvetli bir İslâm devleti hâline gelmeye başlamışlardı.
Bu uygun şartlar altında Ahmed-i Yesevî Taşkent ve Sîrderyâ havâlisinde,Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli bir nüfuz sâhibi olmuştu.Etrâfında İslâmiyet’e bütün samîmiyetiyle ve kuvvetlice bağlı olan yerli halk zümresi ile yarı göçebe köylüler toplanıyordu.Bu sebeple İslâmî ilimler tahsîl eden ve Arapça,Farsça bilen Ahmed-i Yesevî etrâfında toplananlara İslâm’ın esaslarını,şerîat hükümlerini,tarîkatinin âdâb ve erkânını öğretmek gâyesiyle sâde bir dille ve halk edebiyâtından alınma şekillerle Hece vezninde manzûmeler söylüyordu.Diğer manzûmelerden ayırt etmek için ‘’Hikmet’’ adı verilen bu manzûmeler,dervişleri vâsıtasıyla en uzak Türk topluluklarına kadar ulaştırılıyordu.Hikmetler,bilhassa Türkler arasında bir düşünce birliğinin teşekkül etmesine hizmet etmesi bakımından çok önemlidir.Ahmed-i Yesevî’nin şöhreti ve tesiri Türk ülkelerine yayıldıkça,Yesevîlik de gittikçe yaygınlaşan bir tarîkat hâlini alıyordu.
An’aneye göre Ahmed-i Yesevî,Hz.Peygamber’in sünnetine bağlılığı sebebiyle altmış üç yaşına geldiğinde tekkesinin avlusunda,müridlerine bir çilehâne hazırlatır.Müritleri,merdivenle inilen bir kuyu kazıp,dibine de ancak bir insanın sığabileceği genişlikte bir hücre yapmışlar.Ahmed-i Yesevî,vefâtına kadar bu hücrede ibâdet ve riyâzetle meşgûl olmuş.Bu hücrede ne kadar kaldığı belli değildir,fakat vefat târihi olarak kabûl edilen H.562(M.1166) yılına kadar buradan çıkmadığı ve hücrede vefat ettiği muhakkaktır.Hikmetlerinde bu çilehâne hayâtını tafsîlâtıyla anlatır.Ahmed-i Yesevî’nin doğum târihi bilinmediğinden kaç yıl yaşadığı husûsunda da kesin bir şey söylemek mümkün değildir.Rivâyetlere göre yüz yirmi,yüz yirmi beş veyâ yüz otuz üç yıl yaşamıştır.

 

Yorum eklemek için lütfen üye olunuz