Sayıklamalar

 R.Tekin UĞUREL
R.Tekin UĞUREL

Tavsiye Edilen Bağlantılar


Âriflerden

BOŞUNA biberde şeker lezzeti arama, sen şeker olmaya bak!

Kimler çevirimiçi

Şuanda 2 konuk çevrimiçi

Ziyaret Sayacı

Bugün21
Dün93
Bu Hafta341
Bu ay871
Tümü48395
DERTLİ DOLAP

Dolap niçin inilersin
Derdim vardır inilerim
Ben Mevlaya aşık oldum
Anın için inilerim

Benim adım dertli dolap
Suyum akar yalap yalap
Böyle emreylemiş çalap
Derdim vardır inilerim

Beni bir dağda buldular
Kolum kanadım yoldular
Dolaba layık gördüler
Derdim var inilerim

Ben bir dağın ağacıyım
Ne tatlıyım ne acıyım
Ben mevlaya duacıyım
Derdim vardır inilerim

Dağdan kestiler hezenim
Bozuldu türlü düzenim
Ben bir usanmaz ozanım
Derdim vardır inilerim

Dülgerler her yanım yondu
Her azam yerine kondu
Bu iniltim Haktan geldi
Derdim vardır inilerim

Suyum alçaktan çekerim
Dönüp yükseğe dökerim
Görün ben neler çekerim
Derdim vardır inilerim

Yunus bunda gelen gülmez
Kişi muradına ermez
Bu fanide kimse kalmaz
Derdim vardır inilerim...

 

YUNUS EMRE



MÎMAR SİNAN MESELESİ
Yönetici tarafından yazıldı   
Çarşamba, 23 Haziran 2010 18:21


 “Bezirgân züğürtleyince eski defterleri karıştırır” derler; doğru olsa gerektir. Zira Ahmet-Mehmet biraderlerin peder-i muhteremleri Çetin birader sık sık eski yazılarını tekrarlar. Saçı sakalı ağardığından mıdır, sinni sekseni aştığından mıdır, nedir, bilinmez; yoksa “Hele bakın, ben yıllar öncesinden bugünleri görmüştüm” diyerek keramât tasladığından mıdır; ne yazık ki bilmiyoruz…
     Şimdi gelelim işin bir başka yanına: Kimi ulema ve yazar takımı da yıllar önce yazılan, çizilen; üzerinde durulan meseleleri tekrar tekrar ele alırlar. Temcit pilâvı gibi ısıtıp ısıtıp ileri sürerler. Amerika’yı yeniden keşfetmenin heyecanı ve şehveti içindedirler. Öyle ya yıllar önce işlenmiş sorunları bugün kim hatırlayabilir!!! Mademki “hafıza-i beşer nisyân ile malûldür” öyleyse al eline kalemi, çalakalem yaz dur; yâveler döktür, inciler saç…Görenler de, okuyanlar da “Gökte yıldız yüz altmış, Mevlâ’m neler yaratmış!..” diye hayretten yalnız küçük dilini değil, büyük dilini bile yutsun… Bu hengâmede bir Molla Kasım çıksa ne olur!.. At izinin it izine karıştığı; tozdan, dumandan geçilmediği; yalanların, yanlışların, uydurmaların seller sular gibi aktığı zamanımızda Molla Kasım’ın sesini kim duyar, kim dinler?.. Bizim kasım kasım kasıldığımız yeter de artar bile; kâr kârdır deyip dururlar.
     Bir zamanlar bu memlekette binlerce kafatası ölçülmekle kalınmadı; yalnız biz Türklerin değil, dünyanın en büyük mimarı Pir-i Mîmâran Sinan da bu işten nasibini aldı. Kafatası ölçüldü vb.
     Günümüzde bu işleri kurcalayanlar acaba “KAFATASÇI” mıdır; ayıp değil ya, merak etmemek elde değil!.. Mimarbaşı’nın kafatası “brekisefal” imiş. Ne yapalım, Ermeninin kafatası da öyle!..Haydi çok sayın baylar, gelin de, çıkın işin içinden görelim sizi!..
     Bu meseleyi rahmetli Profesör Hikmet Tanyu,...

ATATÜRK ve TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ adlı eserinde işlemişti. Ne zaman mı dediniz?.. 50 yıla yakın bir zaman önce… Nasıl sayın okurlarımız, beğendiniz mi?.. Şimdi aynı eseri bidolukitap.com’da (212.5116966) bulmak mümkün.
     Erns Kuhnel şöyle diyor: “Sinan’ın eserleri o denli Türk’tür ki, soyunu araştırmaya gerek yok.” (Islamic Art and Archistecture, London 1966, p.172-177.)
     İbrahim Hakkı Konyalı’nın yazısı bir feryatla başlar: “Mimar Sinan Türk’tür ve bizdendir!..”
     Bu soru da cevap ister: Niçin Michelangolo, Leonardo da Vinci’nin soyu sopu sorgulanmaz da Sinanınkiyle uğraşılır?!!
     İş bitmedi; dahası var: Osmanlı-Türk devletinde yeni topraklar alındığında oralara Türk nüfus göç ettirilirdi. Kıbrıs fethedildiğinde de Yeşil Ada’ya Anadolu’dan Türk nüfus kaydırılır. Bu arada Mimarbaşı’nın ailesi de adaya göç ettirilecekler arasındadır. 1573 tarihli fermanda Koca Sinan’ın pâdişaha mektup yollayarak aile ve akrabalarının adaya gönderilmekten bağışlanmasını dilediği ve Hünkârın hepsini bağışladığı kayıtlıdır. Bu belge yıllar önce Ahmet Refik Altınay ve Zeki Sönmez tarafından yayınlandı.(Yazıların yerini mi sordunuz? Orasını da bu çook sayın tekrarcılar arasın!..)
     Mimar Sinan uzmanlarımızdan Gözde Ramazanoğlu ile yaptığımız, Ayyıldız gazetesinde 3.11.1999 günü yayınladığımız röportajda bu konuda geniş bilgi bulunmaktadır. (“Biz, şimdi o gazeteyi nereden bulalım?.. Kütüphane kütüphane mi dolaşalım?..” diyorsanız, merak etmeyiniz. O mülâkatın da yer aldığı BAMTELİ adlı kitabımızın 2. baskısı pek yakında BİLGEOĞUZ’dan (212.527.33.65) çıkacak.
     Şimdi elimizi vicdanımıza, külâhımızı da önümüze koyup düşünelim: Bundan daha kesin belge mi olur?..Sinan Türk olmasaydı böyle bir müracaatta bulunur muydu?!!
     Bu tekrarcı çook sayın baylara Mimar Sinan’ın bir eserinin ötekine benzemediğini, çünkü Mimarımızın tekrar nedir bilmediğini söyledikten sonra sorumuzu tekrarlayalım:
     Koca  Sinan’ın Türklüğünden hâlâ şüpheniz var mı?!!

                                                                                           --Aydil EROL--

 

Yorum eklemek için lütfen üye olunuz