İnternetname

0
134

OSMANLI DİVAN ŞİİRİNDE ‘İNTERNET’ TEMASI:

ŞAİR VEB’Î VE İNTERNETNÂME’Sİ

haz. Cihat Arınç

“Hardverî vü softverî esrâr-ı mâst

Kâr kâr-i mâst ü çün ekrân-ı mâst

Nevbet-i köhnefürûşân dergüzeşt

Nevfurûşânîm ü in bâzâr-i mâst”

 

(Donanım ve yazılım, işte sırlarımız bizim!

İş bizim işimiz, çünkü ekran bizim!

Geçti gitti eski satanların sırası, geçti!

Yeni şey satıyoruz: İşte pazarımız bizim!)

Kendi döneminin dar görüşlü insanları tarafından anlaşılamamış büyük bir deha olan büyük Türk bilgini Nureddin bin Muhammed bin Orçun bin Barkın el-Veb’î (1568?-1601?) hakkındaki bilgilerimiz, dönemin ulemasından ve önde gelen tarihçilerinden biri olan Kadı Gıyaseddin Hayalî’nin “Târihi ‘ilmu’l-âlât ve’l-esrâru hikmetu’l-edevât (Alet Yapma Biliminin [Teknoloji] Tarihi ve Araç-gereçlerin Hikmetinin Sırları)” adlı eserindeki satırlarla sınırlıdır.

Gıyaseddin Hayalî’nin verdiği bilgiye göre, Veb’î’nin hocası Rükneddin bin Tekneddin Lûcî, ‘ilm-i reml’ (fal) ve ‘ilm-i nücûm’ (astroloji) ile hemhâl olan bir okültist idi. Şiirlerinde gelecekten haber veren Şair Veb’î, padişahın çevresindeki bazı vezirlerin ve ulema sınıfından bazı kıskanç kimselerin yanlış yönlendirmeleri neticesinde, bir sihirbaz olduğu gerekçesiyle idam edilerek katlolunmuştur.

Sultân-ı âlem-i muhayyel [Sanal âlemin sultanı], Şeyhu’l-müvebbiîn [Web tasarımcılarının şeyhi], Hâce-i kettâb [Yazılımcıların hocası], Muallim-i Sâlis [Aristo ve Farabî’den sonra gelen Üçüncü Öğretmen] gibi sıfatlarla anılmıştır. Takipçileri onun şanının yüceliğini ifade etmek için şu beyti sıklıkla tekrarlayagelmiştir:

“Lâ kettâb illâ Veb’î

Lâ hasûb illâ şahsî”

 

[Veb’î’den başka yazılımcı yok,

PC’den başka bilgisayar yok!]

Hayatında birkaç defa canına kastedilmiş, iki defa suikaste uğramış, ancak bunlardan son anda kurtulmayı başarmıştır. Yaşadığı zorluklara ve çevresindeki bilgisiz kimselerin baskılarına göğüs germeye çabalamış, sanal âlemin sırlarını arayan sâliklerin yolunu gözlemiştir:

“An kes est ehl-i beşâret ki işâret dâned

Nuktehâ hest besî; mahrem-i esrâr kucâst?

Hardver ü softver ü veb, cumle muheyyâst; velî

Çet bîyâr muheyyâ neşeved; yâr kucâst?”

[Müjdelenecek kişi bir işaretten anlar;

Ne çok gizli konular var amma,

sır tutacak adam nerede?

Donanım, yazılım, ağ (web), her şey hazır;

Gelgelelim, yâr olmadı mı

chat (sohbet) meclisi kurulmuyor;

Yâr nerede?]

 

Kadı Gıyaseddin, eserinde Veb’î’yi bir teknoloji şairi olarak niteledikten sonra, onun katlinin şöyle gerçekleştiğini nakleder: “Veb’î’ye hâkânımuz sordı: ‘Ölmezden evvel bir arzun var mıdur, söyle kim yerüne gelsün!’ Veb’î, hançerlü cellâdlaru görince pes cânuna ateş salundı da, şöyle didi: ‘Eyâ sultânımuz, haşmetmeâb efendimüz! Şol fakîri mâdem katlideceksün, bâri cereyânlu [elektrikli] oturağa oturt da, kellesünden titredüp öldürsin ânı.’ Ahâli Veb’î’nin ayıtduklarundan zinhâr bir şey anlamadu. Hâkânımuz, havâssa bakup ‘Eyâ hâs kimesneler, diyün hele kim n’ola bu Veb’î’nin didükleri?’ Ol zemân havâsdan bir zât, sırrı fâş itmemekçün ‘Bir şey fehmitdiysem, Arab olayım’ didi, pes ol demde hemân Arab oldı, lâkin gine de sır virmeyince Veb’î ser [kelleyi] virdi. Ânın katli ihvân-ı esrârın bağrın yakdı. Şol tâifeden bir merd-i kâmil, kellenin kopmasıyla cezbeye gelüp feryâd kıldı:

Mînumâyed aks-i veb der reng-i rûy-i mehveşet

Hemçu berg-i ergevân ber safhai nesrîn garîb

(Ay yüzüne web’in aksi düşmüş; tıpkı yaban gülünün üstüne düşen erguvan yaprağı gibi.)”

Kadı Gıyaseddin, verdiği bu bilgilere ilâve olarak, ilk ‘bilişim şairimiz’ Veb’î’nin bugüne ulaşan ve tasavvufî bir derinliği bünyesinde taşıyan şu tek şiirini naklediyor:

İNTERNETNÂME

‘Ālem-i muhayyel devrān iderüz

Nīce sırlar görürüz ol suhūfda

Oflayn olmazdan evvel olduk oflayn

Bahr-i ‘amīküz dalmazuz süflâya

Fevka’l-mavsda durur bizüm yedimüz

Arz-ı sağīrdir bizüm mavs pedimüz

Ve’l-kalemin mazharı kılâvyemüz

Ekrān nūrumuz sirāc-ı münīrā

Monitör deyüp geçme kī bu ekrān

Bunda cem’ olmuşdur bil kamu ekvān

Satranc-ı ‘urefā durur bu seyrān

Bilmez isen gelirsün şāh ü mata

Bülbül olup zāru zāru öterüz

Gülşen-i veb’in güllerün dererüz

Būkmark’a hep ayrı ayrı koyaruz

Soluben hep erseler de zevāle

Mir’at-ı Ekspılorır’da görürüz

Keşşāfız hem ‘ilm-i keşfden sözümüz

Dost’dan geldük Dost’un aynı özümüz

Dimegil sakın bu sözü cāhile

Mēpe Üçler vü yediler vü kırklar

Bil ki Dost’u söyler bütün şarkılar

‘Āşık anda elest bezmün hatırlar

Çalındukda nāy ü rebāb halīle

Dolby hoparlörün sesi Dāvūdī

Gâh duyulur andan Nevā ilâhī

Gâh saz semā’īsi makām Huseynī

İşüden vecde gelüp ider semā’

‘Ālimler elinde dutar dividi

‘Ārif olan seyreder hep Dīvīdī

Sofinün işi güci dedikodu

Dilünde söylediğü kuru da’vā

Dokun āna ‘aşk āteşün dutuşdur

Entır derler kılâvyede bir tuşdur

Ma’nâsını bilenlere pek hoşdur

Hitāb-ı udhulû yapıldu cānâ

‘Acīb pıroğramdur bilesün Filâş

 

Ānı ta’līm içün eyleme telâş

Fehmedüben sırrını dut, etme fāş

Andan āhir ta’līm edesün Java

Fotoşop’la resmedersün ‘ālemi

Anda seyrān et sūret-i Ādem’i

Sūretden geçüp temāşā kıl şem’i

Bu sırrı bilürsen olursun dānâ

Feyzbûk’da hem arz-ı endâm eylerüz

Levh ü kalem-misāl hem meyl eylerüz

Gâh invizibıl olup görünmezüz

Ma’nâda a’mā olan gāfilâna

Zāhidā onlayn olagör sen dāim

Olma diskonnekt bu yolda dur kāim

Mālâya’nī kılma bunda ol sāim

Hūri gılmāndan yeğdür hem bu sana

Kaçak şifre buluben bağlanırsun

Elbet bir gün gafletden uyanırsun

İtdiğün sirkati anda görürsün

Rūy-i siyehle varırsun hisāba

Çet’de çetin bir berk olup çakarsun

Gönül kırup hem Kâ’be’yi yıkarsun

Kuzum, internetde pek sakarsun

Lâkin varmazsun bir kâmil üstāda

Çet’in ādābın öğren olma çetin

Gıybet idüp yime kardeşün etin

Kâmili olagör bu internetin

Zāhir ilmünle sakın düşme fahra

Ofis öğrendün dahī eyçtiemel

Başdan ayağa bildün Vord ü Egzel

Nīce beslersün bunda tūl-i emel

Terk idüp ancak iresün kemāle

Harddisküni suya at da öyle gel

Kamu bildüklerün unut öyle gel

Mecnûn gibi āh ü zārı söyle gel

Leylâ görüp tā yetesün dīdāra

Gönül yıkar sonra idersün sitem

Dersün şol senün bu benüm veb sitem

Ben ü sen şārundan geçemezsün hem

Aldanırsun şöyle fānī hayāle

 

Bu vebden görünür her dāim lâhūt

Ba’zısunda fısk u fücūr var yāhūt

Öylesi misāl-i beytü’l-‘ankebūt

Varmıya gözlerün öyle bir rāha

Sür ağyārı hemān harddiskden çıkar

Nefy edüben cānun ağyārdan kurtar

Māsivā kim bir fāsid virüs-durur

Silemezsün dahī ānı Norton’la

Hardvēr ü softvēr’i sen cem’ idegör

Ol cemādātın zikrini duyagör

Suhūf-i sītede tevhīde ir gör

Sörf idüben Veb’ī rūz ü şeb anda

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.