İzmir’e Doğru-5

0
53
Kubbealtı Lugatı

9 Eylül 1922 Cumartesi günü sabahı, İzmir’e ilk giren, İkinci Süvâri
Birliğimizin Komutanı Zeki Bey ve o gün Kadifekale ile Hükûmet
Konağına şanlı bayrağımızı çekenler de aynı birliğin Dördüncü Alay
Komutanı Reşat ve Müfreze Komutanı Şerâfettin Beylerdir.
Bunların peşinden İzmir’e ilk ayak basan ise Piyâde Birliği’nin
135’inci Alay Komutanı Genel Kurmay Kaymakamı Müfit Bey’dir.

Bu dört kahramanın İzmir’e nasıl girdiklerini, kendi ağızlarından
dinliyoruz. Önce Zeki Bey konuşuyor:

(Komutanı olduğum İkinci Süvâri Fırkası, düşmanın aşılmaz zannettiği
Ahır Dağlarından gece yürüyüşü ile geçerek, düşman ordusunun gerisine
intikal etmişti. Böylece, Sakarya savaşından beri iki ordu arasındaki
bu kalın perde ilk defa kalkmış oldu.
Düşmanın yedek kuvvetlerini asıl taarruz cephemize gitmekten
engelleyecek bâzı operasyonları başarıyla gerçekleştirdik. Ondan
sonraki savaşlar bilinmektedir.
Nihâyet 9 Eylül sabahı, emrimdeki fırka, süvâri kolordusunun öncü
birliği olarak Bornova üzerinden, saat 10’da İzmir’e girdi.
Sakarya Muhârebesi’ndeki akınlarda cesâret ve kahramanlıklarıyla
iftihar ettiğimiz Mülâzım Sıtkı’yı İzmir kapısında kurban verdik. En
başta,”piştar kumandanı” –öncü komutanı- olarak Yüzbaşı Şerâfettin
gidiyordu.
Şurada burada çeteler ve bilhassa Menemen yolundan gelen parça bölük
düşman kıtacıklarının Karşıyaka’dan sızdıkları
görülüyordu.”Mersinli” de o kadar çok esir alındı ki; bizim fırka
kıtaları, bunların arasında kayboldu.
Yanlardan gelen ateşlere önem verilmeyerek Şerâfettin Bey
komutasındaki iki bölük piştar olarak Yirminci ve Dördüncü Alaylar,tam
bir düzen ve sükûnetle ilerlerken;Halkapınar’daki Tuzakoğlu un
fabrikasından açılan ateşle en baştakilerden dört askerimiz –isimleri
Halkapınar âbidesinde yazılıdır- şehîd oldu.
Piştar, bu saldırganlarla fazla ilgilenmeden ve onlara karşılık
vermeden, hızla yürüyüşünü sürdürdü. Arkadan, fırkanın tamâmı
geliyordu.
Şerâfettin, yanında Emir Subayı Mülâzım Hamdi ve Mülâzım Rıza ve bir
takım askerle Kordonboyu’nu izleyerek Hükûmet Binâsı’na şanlı
bayrağımızı çekmişti. İzmir’e ilk giren Türk Subayı olmak şerefine
böylece erdi.)
***

Kadifekale’ye bayrağımızı çeken Süvâri Dördüncü Alay Komutanı Reşat
Bey de yaşananları şöyle anlatır:

(Mensûb olduğum Süvâri İkinci Fırka,8 Eylül’de Manisa’dan, Sabuncu
Boğazı’ndan İzmir’e doğru ilerlerken; Nif’ten İzmir’e kaçan Yunan
kuvvetleriyle akşama kadar savaştı ve geceyi Sabuncu Boğazı’nda
geçirdik.
9 Eylül sabahı, birliğimiz erkenden İzmir’e doğru hareket etti.
Alayın, fırkanın piştarıydık.
Boğazdan kurtulur kurtulmaz, İzmir göründü. Ne zamandan beri hasretini
çektiğimiz İzmir’e bir an önce kavuşmak arzusu; subaylara, askerlere
ve hattâ altlarımızdaki hayvanlara bile yorgunluğu unutturmuştu.
Fırka’dan aldığım emirle, Bornova’nın güneyinde, İzmir’e doğru kaçmaya
çalışan düşman kuvvetlerine makineli tüfekle ateş açtık.
Şerâfettin komutasındaki bölükler ve onu tâkîben Alay da Bornova’ya
girdi. Bundan sonra İzmir yoluna düşüldü. Bu yol, perâkende Yunan
askerleriyle doluydu. Halkapınar fabrikasının bulunduğu yerden, Fırka
Komutanımızın emriyle, Kadifekale yönüne yürüdüm. Şerâfettin, iki
bölüğü ile Hükûmet Konağı’na doğru gitti.
Yolda topladığım pek çok Yunan subay ve askerini –emniyeti sağlamak
için- yaya yürüttüğüm birkaç neferin önüne kattım. Bunları,”herkesin
silâhını teslim edip; işine gücüne bakması, hiç kimseye kötü muâmele
yapılmayacağı” yollu Rumca bağırttım.
Geçtiğimiz Hıristiyan mahallelerinde, büyüğünden küçüğüne kadar
herkesin elinde silâh vardı. Bâzıları, bomba taşıyordu. Ama, hiçbiri
kullanmaya cesâret edemiyor; sersem sersem bakıp, sonra da
kaçıyorlardı. Bu mahalleden kurtulur kurtulmaz Basmahâne’ye geldik.
Dindaşlarımızın büyük sevinç ve coşkuluğu arasında, bin bir zorlukla
ilerleyerek Kadifekale’ye çıktım ve Emir Çavuşum Celil’e vererek, Türk
bayrağını kaleye çektirdim.)

Yorum yapabilirsiniz...