Kalbden Ulu Dağ Olmaz

0
172

9.

Şöyle demiştin;

‘’Gözlerin yaşın ko aksın Hakkı yâ!

Böyle olur lü’lü-i lâ’lâ-yı aşk!’’

—Peki ama, beşiğime taktığın o bir tek taş? Onu nasıl oldu da bana lâyık gördün? Onu hak edecek ne yaptım? Evet, her an duâ-niyâz senin göndereceğin yağmurtaşı için dil döküyorum.

Ancak dilimin daha nelere kabiliyetli olduğunu… sırf dil ile yapılan duâ ve niyâzın da hüner olmadığını gene senden dinlemiştim:

‘’Ma’lûmu mâl etmek değil,

Mânâyı hâl etmek hüner!’’ diyen, sensin.

Ben, haddimi aşarak, senin cilvelerinden ve türlü türlü oyunlarından ibâret

Yasak bölgeye ‘’tecessüs burnumu’’ sokmuş olmaktan korkar, titrerim. Bunca düşünme temrinlerinin ve suallerin sebebi; bu işin özündeki hikmetli tılsımı çözebilirsem çözmek ve mâdem ki hoşuna giden bir şeydir yaptığım; işte bu hüner her ne ise, onu, bu can bu bedende durdukça dâima ve dâimâ işleyip durmak isteyişimdir.

‘’—Seni bağışladım çocuk! Sırf tefekkür gayretin sebebiyle bağışlandın! Sualinin cevâbını vermek, senin için tehlike arz eder. Söylemek benden, korunmak da senden!’’

—Kimden korunmalıyım?

‘’—Kendinden!’’

—Ne için?

‘’—Kendin için! Kendini, kendinden korumalısın!’’

–…….?

‘’—Beşiğine taktığım ve senin bir tek diye pek azımsadığın o boncuğu, aslında hak etmiştin sen.’’

—Anlayamadım?!

‘’—Sen bir gün, benim Leylâ’mın kabrini ziyârete gittin…’’

—Evet!

‘’—Sus, sözümü kesme! Kabrin ayak ucuna rastlayan som mermere, senden biraz önce adamın biri gelip hâcetini gidermiş, orayı pisletmişti. Sen, bu manzaraya çok üzüldün ve:’’şu ellerim burayı temizlemek için yaratılmış olmalı!’’ diye düşünüp, oradan o insan dışkısını aldın. İşte, hünerin buydu!’’

—Yâni, o koskoca lûtfunun sebebi, bu küçücük iş miydi?

‘’—Ne sandın ya?’’

—Peki, sen mâdem oradaydın, o adamın orayı kirletmesine de –isteseydin- engel olabilirdin; öyle değil mi?

‘’—Ben oradayım ama, Leylâ’dayım. Hüküm ferman ondadır. Ben, ne kendim hakkında ve ne de çevremde olup bitenler hakkında kural koyamam. Kaideyi, sevdiğim koyar. Ayrıca…’’

—Evet, ayrıca?

‘’—O adamın, orada sıkıntısını gidermesi, sevdiğimin hoşuna da gider.’’

—Anlayamadım?

‘’—Elbette! Hayâtı boyunca, herkes ihtiyaç için O’na baş vurdu; derdini O’na açtı. Hattâ O,kalkıp, demir asâ-demir çarık ihtiyaç sâhiplerini arardı. Öyle ki, yardım edecek, imdâdına koşacak kimseyi bulamadığı günün gecesi sabahlara kadar iki gözü iki çeşme ağlayıp tövbe ettiğini bilirim.’’

—Allah Allah! O niye?

‘’—Yârabbi, ne kusûr ettim de benden yüz çevirdin? Bugün senin hiçbir kuluna hizmet edemedim diye kendisinden şüpheye düşerdi.’’

—Bir yanlışlık olmasın?

‘’—Ne gibi?’’

—Aynı kabirden söz ettiğimize emin misin? Sanki Hızır’dan dem vurur gibisin de! Leylâ mıydı, Hızır mı?

‘’—Şaşırmakta haklısın..hem Leylâ,hem Hızır..Lâ mekân,bî nişan ellerinin süvârisini ben sana nasıl anlatırım?’’

—Ne olur anlat!

‘’—Söylesem anlamazsın,bağırsam duymazsın..Resmetsem göremezsin;

İzi yoktur ki izinden biline

Dahî tozmaz ki, tozundan biline

Sen sanma sözünden biline!’’

–Anlat..n’olursun anlat!

‘’—Ah, nasıl anlatayım ki, nasıl anlayasın?’’

–Kolayı var..sen anlatırsın;ben,anlayamam belki ama,anlamış gibi yaparım.

‘’—Şimdi de ben anlayamadım.’’

—Sen O’nu îman derecesinde sevdiğini söylemiyor musun? İşte, ben de seni öyle severim. Sana îman derecesinde sadâkatle bağlanırsam, beni, anlamaya namzet saymaz mısın? O’nun ‘’izi’’ de,’’tozu’’ da,’’sözü’’ de sensin!

‘’—Bunu nereden çıkardın?’’

—Yağmurtaşı’ndan! Hem, ne demiş Yûnus:

Muhammed’i seyrettim ulu bir dağ içinde

Kalpden ulu dağ olmaz!

***

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.