Kaybolan Sadece Türküler mi?

0
91

Muhatabımız elifi mertek sananlar değil.

 

Lâfı gözünden anlayan feraset ehline de diyeceğimiz yok.

 

Çünkü ne kadar kâğıt ve mürekkep harcarsak harcayalım bizim söylemek istediğimizi değil, söyleneni kendi algılama yetenekleri ölçüsünde anlayacaklar.

 

At gözlükleriyle görecekler..

 

Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü; Prof. Dr. Bahaeddin Yediyıldız ve Hakan Kaynar’ın hazırladığı “Orta Karadeniz Kültürü” adlı bir kitap yayınlamış.

 

Karadeniz’e has kültürel unsurların artık sadece hatıralarda kaldığı kaydedilen kitabın sonuç bölümü şöyle bitiyor;

 

“Karadeniz insanının doğal yapıyla ahenkli kültürü, yaşantı biçimi, deyişleri, anıları, türküleri artık üretken niteliğini kaybetti. Yeşil bahçeleri, fındığı, hamsiyi, insan, doğa ve aşk temalarını işleyen, birlikte yorumlayan Orta Karadeniz insanının duygu ağırlıklı türküleri, deyişleri artık eskisi gibi dillendirilmiyor.

 

Kültürel yozlaşmanın en uç özelliklerinden biri, hemen her sokak arasında, evlerin teraslarında, otoparklarda ve kahvehanelerde yapılan düğünlerde yüksek volümlü elektronik aletlerden yayılan gürültü kirliliği eşliğinde, bölge insanının yapısına, kültürüne, dil ve şivesine uyumsuz, ses terbiyesi görmemiş müzik yayınları eşliğinde çevrenin sürekli rahatsız edilmesidir.

 

Karadeniz’in sarsılan kültürel temelleri, yeni göçmenlerin doğa tahribiyle başlatıldı. Artan nüfusun kozmopolit yapısıyla giderek birbirine benzeyen bozulmuş insan tipolojisini oluşturdu. Karadeniz’in özellikleri, kültürel değerleri giderek yok edildi.”

 

Bunu okuyup belleğimize kaydediyoruz.

 

Sonra da Karadeniz’de şu sıralar yoğun olarak, bir paçavra post parçası uğruna “Saka”ların âlet edildiği, aksesuar/uvertür/piyon olarak kullanıldığı ilkçağ dekorlu/yamyam kostümlü ucuz ortaoyunlarını seyrediyoruz.

 

Prof. Dr. Necati Demir dünya üzerinde en uzun süren alışkanlıklardan birinin Türk kültür unsurlarını, inceleme ve araştırma yapmadan veya kasıtlı olarak yabancı kültürlere mal etmek olduğuna dikkat çekerek horonun da bunlardan biri olduğunu ileri sürüyor.

 

Hora, horan-horon, horum kelimelerinin Yunanca, Rumca, Farsça, Ermenice, Gürcüce, Eski Helence, Lazca, Cenevizce olmadığını söyleyen Demir, Doğu Karadeniz’e özgü halk oyunu olan horonun 5 bin yıldır Türk oyunu olduğunu belirtiyor.

 

Bahattin Hoca’nın, Necati Hoca’nın yazdıkları kapı gibi ortada dururken, günü kurtarmak adına ucuz piyasa senaryolarına prim vermenin, rağbet etmenin nedenlerini anlayamıyoruz.

 

Gidenin sadece türkülerimiz değil, 5000 yıllık kültürümüz olduğunun farkına varamıyoruz.

 

Midemiz bulanıyor.

 

25 Eylül 2012

 

–HÜSEYİN MÜMTAZ— bayhmumtaz@hotmail.com

PAYLAŞ
Önceki İçerikBir Kahramanın Ardından
Sonraki İçerikTürklüğünden Çıkma

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...