Kendime Mektuplar 18

0
250

— Sana söyleyeceklerim var, lâkin darılmandan korkuyorum. Söylesem mi, sussam mı?

— ………..

–Bana konuş dediğini düşünüyor ve içimden geçenleri seninle paylaşıyorum. Madde bir: seni bâzı kimselerle kavgalı görüyorum; huzursuz gibisin. Seni huzursuz edenleri de tanıyor ve sana kısmen hak veriyorum. Lâkin, işin özüne baktığımızda; olaylar karşısında haklı veyâ haksız olmamız değil, takındığımız tavır önemlidir. Biz, bize yakışan tutum ve davranışı sergileyebiliyor muyuz? Mühim olan nokta, burası!

Bana sorarsan, sen bâzı prensipleri keyfine göre anlıyorsun.

–Nasıl yâni?

–Meselâ sana, “Biz dervişiz, kimseyle kavgamız yoktur. Yılan tabiatlı kimseden kaç, lâkin tahkir etme”(1) diye öğretmediler mi?

–Elbet böyle öğrettiler ve benim de kimseyle kavgam yok. Hele hele kimseyi tahkîr ettiğim de söylenemez. Ölçüyü şaşıranlara; prensipleri çiğneyip bozanlara îtiraz etmek, neden kavga etmek sayılıyor ki? Üstte senin hatırlattığın sözün yanı sıra başka prensipleri de öğrettiler, onların hepsini birlikte kabullenmek ve yaşamak gerekmez mi? Nitekim:

“Tarîkat, tevhîd ilmini öğrenmek için kurulmuş bir cemiyettir.Böyle olduğu halde bu cemiyette yekdiğerine düşmanlık nasıl olur?…İhvânın elbet yekdiğerine dostluk ve muhabbet hisleriyle mütehassis olmaları lâzım gelir…”(2) Buyuruluyor.

Bu mübârek kelâmı doğru anlamış olmayı herkes ister;gelgelelim dostluk ve muhabbet hisleri kimde varsa,düşmanlık yapmayan;fesat çıkarmamaya özen gösteren her kim ise,işte prensipleri doğru anlayanlar öyleleridir.Kendimi temize çıkarmaya çalıştığımı söyleyebilirsin,fakat bu yola aslâ başvurmuyorum.Yapmaya çalıştığım,şu:

“…dostluklar seni Allah yolundan alıkoyan zararlı münâsebetler ise, ayıplamadan, tenkit etmeden onlardan kaçın ve kendi kardeşlerinle, gerçek dostlarınla görüş.”(3)

Evet… Yalan, gıybet ve dedikodu! Terk ettiğim, uzak durduğum, dargın göründüğüm kimseler, böyle işlerle uğraşmayı âdet edinmiş kimseler ve ben onlardan kaçıp, “kendi kardeşlerimle, gerçek dostlarımla” görüşüyorum. Bu benim en tabiî hakkım değil mi?

Kimseyi ayıplamıyor, tenkîd etmiyorum; eğer birileri çıkıp da “şu ve şu kimselerden niye uzak duruyorsun” dememiş olsa, gene de ağzımı açıp şimdiki gibi konuşmuyorum. Benim hatâm, çevremde gördüğüm herkesi mânâda dost ve âşinâ zannetmekti. Uğradığım hayâl kırıklıklarının sebebi de bu zan idi. “Mânâda âşinâlık, kalplerde, rûhlarda, akıllarda benzerlik, yakınlık ve uygunluk demektir.”(4) Sözünü kendimce anlayalı beri, hayâl kırıklıklarım da azalıverdi.

Bu sözlerimin tamâmını bir kenara koy, hattâ ciddiye alma! Biz ne desek boş… İnsanoğlu, nefsini temize çıkarmayı çok iyi becerir; dil her şeyi söyler.

Sözün kısası ve en doğrusu, şu:

(‘Allah güzeldir, güzelliği sever.’ Kalbi pâk, güzel olan evlâtlarını sever. Mürşid, mürşidini seveni sever. O da ne demektir?..İşâretleri dâiresinde gidenleri sever,demektir.)(5)

Koca Yûnus da bunu demiyor mu?

“Er yarın Hak dîvânında bell’olur!”

(1) (Sohbetler,2,468.s.2.bs.,2000,633.s.)

(2) (Sohbetler,1,298.s;2.bs.,2000,220-221.ss.)

(3) (Sohbetler,2,419.s.2.bs.,2000,597.s.)

(4) (Sohbetler,1,388.s;2.bs.,2000,285.s.)

(5) (Sohbetler, 2, 444.s.; 2.bs.,2000,615.s.