Kulak Misafiri

1
72

(Aklı, şehvetini yenen, meleklerden yücedir. Şehveti, aklını yenen, hayvandan da aşağı!)

-Hz.Ali-

Bir grup arkadaş, kaç saattir aynı mevzûu tartışıyor:

—İnsan ne zaman doğar, ne zaman ölür?

—Doğum nasıl olur, ölüm nasıl?

—İntihar, neden doğru bir ölüm sayılmıyor?

—Öldükten sonra ne olur; ruh nereye gider?

—Ölüm ânında Azrâil insana görünür mü?

……..

Tartışma başladı başlayalı söze hiç karışmayan biri, ağzını ilk defâ açtı ve

Dedi ki:

—Siz, kimin ölümünden söz ediyorsunuz? Eğer söz konusu olan gerçekten insan ise, bilin ki o ölmez! Dâimâ diridir. Onun ölümünden bahsedilemez!

Doğuma gelince…

Belli bir zamandan sonra hayâtı ‘’ölü yıkayıcı elindeki cenâze’’ gibi geçmiş olan kişi; ona son vazîfesini yapan tarafından gözyaşı ve ciğer kanıyla yıkanır. Sonra ‘’Dört Tekbiri’’ bir ettiği için, aynı ‘’gassâl’’ –yâni ölü yıkayıcısı- bu mübârek ‘’meyyit’’in doğumuna dâir fetvâyı verir. Fetvâyı böylece alan mevtâ, anasına koşar. Anasının kucağında hem emer, hem emzirir. Büyür gider.

İntihar, elbette doğru ve makbûl bir ölüm şekli değildir. Ama intihardan intihara fark var. Bedenin ve dolayısıyla dünyâya âit bütün putlarını, avcı bir kedinin çevikliği ve dikkatli tâkîbi ile fâreleri teker teker yakalayıp boğazlaması gibi ortadan kaldırmak, mukaddes ve makbûl bir intihardır. Bu fâreleri kedi yer ve canına can, kanına kan katar, güçlenir. Güçlendikçe kendisini yeniler ve fâreler, değil yanına yaklaşmak, başlarını yuvadan bile çıkaramaz olurlar.

Öldükten sonraya gelince… Sen-ben ölünce mezara gideriz; cesedin ölür, toprağa, geldiği yere yâni aslına verilir. Ruh da, ölümü söz konusu olmadığından, geldiği yere döner. Yâni her ikisi de aslına gider. Allah’ın bütün kurallarında aynı şaşmazlık görülüyor zâten.

Bunları böyle bilip böyle yaşayan insan ise, Azrâil’in kimliğini veyâ nasıllığını aslâ merâk etmez. O’nun canı, esâsen aracısız alınır. Hattâ almak vermek de söz konusu değildir.’’Gassâl elinde meyyit gibi’’ yaşayan insan, aslında canını vermek için sabırsızdır da… Devrini tamamladığı an, emâneti severek teslim eder.

Azrâil’i görmek için ölüm ânını beklemeye ne hâcet?

–………..?

Tam burada biri söze karışıp sordu:

—Peki, sen bunları nereden biliyorsun?

Adam, sükûnetle cevap verdi:

—Bir mecmuâ kenarına kaydolunmuş; biz de gördük, söyledik.

Bilmekse, bildiğini yaşamaktır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikBayrak Şairi
Sonraki İçerikKayık

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...