Mahya

0
57

BİR yabancı seyyah, demiş ki:

(Yeryüzünde sevgiye ve saygıya lâyık bir millet olan Türkler’in hiçbir medenî eseri olmasaydı bile; sırf şu gökten yıldızları toplayıp minâreler arasına yazı yazmayı akıl edişleri ve bunda son derece başarılı olmaları, onların medeniyette ne kadar ileri olduklarının bir ifâdesidir.)

Evet… Yakın zamanlara kadar Ramazanda ve mübârek gecelerde kurulan ‘’Mahyalar’’ çok önemli ve zarif unsurlardı. Merhum Süheyl Ünver’in anlatışına göre; (Her sene Ramazan yaklaşınca zamânın Vakıflar İdâresi câmilere kandil yağları, balmumları dağıtır. On beş gün kala, yâni Berat Kandili’nin ertesi günü çifte minâreli mâbedlere ‘’Selâtin Câmileri’’ denir ki, mahyalar, bu câmilerin minâreleri arasına kurulurdu. Bunun da kendisine göre bir teâmülü ve an’anesi vardı.

Onbeşine kadar Yâ Alî,Yâ Kerîm gibi hitaplar,onbeşinden sonra da münâsip resimler yapılır.

Lâkin bâzı câmilerde,sonlara doğru ‘’El-Firâk’’ diye Ramazandan uzaklaşmanın ıstırâbını bildiren ifâdelere de rastlanırdı.)

*

Günümüzde ise, her alanda olduğu gibi mahyacılıkta da felâket bir fukarâlık yaşamaktayız. Teknik imkânlar alabildiğince geniş olduğu hâlde, hikmetli söz kalmamış gibi; basmakalıp, klişeleşmiş belirli basit sözleri yazanlar… Bu cümleleri tesbit ve tâyin edenler sizce üstün zevk sâhibi kimseler diye vasıflandırılabilirler mi? Hâlbuki, dünkü mahyacıların işleri ne derecede zor ise, bugünkü teknolojiyle bu iş tamâmen kolay olduğu hâlde beceremiyorlar. Çünkü o zevk-i selîmi kaybettik. İnceliği, zerâfeti fırlatıp attık ve git gide o güzelim İslâmiyeti Araplaştırdık. Çünkü, düne kadar bu üstün zevki ve inceliği öğreten, hayâtımıza mâl eden; bunun eğitimini veren tasavvuf müesseselerini günah keçisi îlân ettik. Türk İslâm tasavvufunun mensuplarını ‘’üfürükçüler ve büyücülerle’’ eşdeğer(!) tuttuk. İpten kazıktan kurtulma ve Müslüman Türk’ten başka her milletin uşağı olan bir sürü düzenbaz, kâh din adamı kisvesiyle kâh yazar ve akademisyen kılığında, bu milletin rûhunu çaldı. Bununla da yetinmeyip, âdetâ onu el birliğiyle Kafdağı’nın ardına fırlatıp attılar. Yalnız mahyacılıkta ve din anlayışımızda değil, her alanda topyekûn güdük, pısırık ve şahsiyetsiz bir görüntü arz etmemizin yegâne sebebi, bundan başkası değildir. Ezan’ı, Kur’ân-ı Kerîm’i Arap ağzıyla okumayı mârifet saymanın da sebebi, işte budur vesselâm. O dillere destan ‘’İstanbul şîvesiyle’’ okunan çifte ezanlardan ve Kur’an’lardan neredeyse eser kalmamıştır. Yabancılara parmak ısırtan dünkü ‘’Medenî Türk’ü’’ ara ki, bulasın.

PAYLAŞ
Önceki İçerikCan
Sonraki İçerikGıbidik

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...