Mehmed Dede’yi Anıyoruz

BÜTÜN(*)

Bir Mehmed Dede vardı. Aramızda herhangi bir kan akrabâlığı,hattâ sıhriyet olmadığı hâlde,her kuşun diline saygılı olan bu derviş kişi,benim kardeşim,ağabeyim sayılırdı.

Bir derûnî âhenk, nizam ve sevgi taşıyıcısı olan bu müstesnâ insanın, etrâfı ile alış-verişinde onlara hediyesi, kendisinden aşıp taşan îman ve ilâhî şevkten kıvılcımlar yollamaktı.

Mehmed Dede, tevhîdin yâni tasavvuf neşvesinin öyle bir yanardağı idi ki, kıvılcımla iktifâ edene kıvılcım verir, yanmaya doyamayanlara ise, lâvlarından, alevlerinden armağan gönderirdi.

İmam Alî ne diyor: ‘’Dünyâ bana sağ elini uzattı; ben solunu da çevirdim. Kendisini muhtaç gördüğüm için hepsini ona bıraktım.’’

İşte Mehmed Dede de kolayına söylenemeyecek bir prensibi yaşayarak gösteren adamdı. Zîra, öyle bir Efendi’nin bendesi idi ki, tıpkı:’’Her bende, âzâd olduğunda şâd olur; sevinir, benim şâdlığım, sevincim ise bende olmaktadır.’’ diyen Ebû Bekir gibi, Efendi’sinden aldığı feyzi derin bir tevâzû ve mahviyetle etrâfına neşrederken, kendisini görmeyen, bir yokluk âbidesi idi.

Dürüstlüğü, cömertliği, ahlâk salâbeti, vefâsı, terbiyesi hattâ zaman zaman celâlli çıkışları dahî bütünlüğüne halel getirmez, bütünlük ve yekpârelik kazanmış cevherinden gedik açmazdı. Bütünü görmek, böylece de bütünde fânîleşmek, yaradılışın en ulvî basamaklarından biri değil mi idi?

İnsan bünyesi de dünyâ da tezatlardan meydana geldiği hâlde biz bu çeşitli unsurları tek tek değil, tamâmını görüyoruz. Şu hâlde madde âleminde olduğu gibi mânâ âlemindeki çeşitli duygu ve düşünceleri de birliğe erişip bütünü görmek insanoğlunun varacağı en son merhale.

 ***

Mehmed Dede’nin cemiyetteki yeri ne idi? Cebinde bir diş tabîbi diploması olmasına rağmen mesleğini icrâ etmez ve Maarif Müdürlüğü’nde işgal ettiği iskemlenin mütevâzî geliri ile, kimseden yardım ve âtıfet beklemeden geçinip giderdi. Ancak, bu dar gelirine rağmen, öylesine zengin bir gönlü vardı ki, bu kâşânede, sanki Salı saltanatı olan bir emîr zenginliği içinde huzurla yaşardı.

Evet ona, emîr demek abes değildi. İnsanoğlunun yapısına harç olarak konmuş hayvânî hırsları öylesine itaati altına almış, öylesine dizginlemiş bulunuyordu ki, kıskıvrak bağladığı bu nefsânî canavarların bir kere dahî başkaldırdığını kimse görmemişti.

Vefâ ve sevgi kaynağı olan bu insanın câzibesi, çağırsa da çağırmasa da etrâfına bir hayranlar kalabalığı toplamaktan geri kalmamıştı. Zîra dünyâda, maddî-mânevî bir talep ve bir menfaat peşinde olmamış ilâhî zenginliklere keşkülünü uzatanlar eksik olur mu hiç?

Mehmed Dede, insan yetiştirmeyi ibâdet sayan ve kendini kütleye adamış olgunluğun adamı idi. O,parçalarda kalmamış, Hüsnümutlak’ın bütünlüğüne gönül vererek zafer kazanmış emîrlerin yücelerinden biri idi.

——————————–

(*)Sâmiha AYVERDİ, Bağ Bozumu Sh.134-İstanbul 1987

*

Şimdi de,merhum İlhan Ayverdi Hanımefendi’nin ağzından,önce aşağıdaki satırları,sonra da onun Mehmed Dede ile ilgili bir hâtırasını dinleyelim:(1)

(…Mehmed Amca,ipek gibi bir gönle sâhipti;ama,ihmâli,disiplinsizliği,gelişi güzelliği,yetersizliği kabul etmeyen bir dervişti.

Tasavvufun öngördüğü ahlâk sistemini,güzellik anlayışını günlük yaşayış içinde tatbik edilir duruma getirmeyi gâye edilen,benimseyen,çok titiz bir hocanın en makbul talebelerinden biriydi.

Yenilşikleri görmezden gelmezdi,medeniyet yolundaki olumlu gelişmelere açıktı.İleri tekniğingetirdiği yaşama kolaylıklarından aldığı zevkı,yakınlarına da tattırmak için hiçbir fırsatı kaçırmayan hem medrese,hem tekke kökenli bir aydındı.

İçinde yaşadığı dönemin yeniliklerinden mutlaka haberdâr olmak isterdi.Astronomi ve fizik bilimleri üstüne sohbet etmekten hoşlanırdı.

İlim ve inançla ilgili lâubâliliklerden hiç hoşlanmazdı.)

*

(Rüyâmın içinde rüyâ görüyorum ve kendi kendime,’’Bu rüyâmı falan falan beye,falan hanıma,şuna şuna ve Mehmet amca’ya anlatacağım’’ der demez bir ses duyuyorum:

‘’Çık,hemen çık,olmadı;bu sözler sana yakışmadı.Rüyânı anlatacağın kişileri sıralarken hepsinden önce neden Mehmet Amca’nın adını söylemedin?’’

Sıkılıyorum,üzülüyorum.

Ertesi günü rüyâmı Mehmet Amca’ya anlatırken,rüyamdaki hatâmı hatırlayıp,dikkatle diyorum ki;

‘’Rüyâm içinde gördüğüm rüyâyı Mehmet Amca’ya,falan hanıma,şuna şuna anlatacağım’’ diyorum.

Hiç sesini çıkarmıyor Mehmet Amca,gülüyor sâdece.

‘’Hadi,Fîh-i mâ Fîh’i al eline,rast gele bir sayfayı aç.’’ Diyor.

Kapalı Fîh-i mâ Fîh’i,sayfalarına bakmadan,rast gele açıp,parmaklarımın ucuna gelen sayfadaki bahsi okuyorum:

Peygamber Efendimiz duâ ederlerken,’’Yâ Rabbî,bu dîni ya Ömer’le ya da Ebû Cehil’le kuvvetlendir;çünkü,ikisi de KureyŞ’in ileri gelenlerinden.’’ Derlermiş.

Hz.Ömer de;’’Yâ Resûlallah,iyi ki önce benim ismimi Ebû Cehil’den önce andınız.Çünkü söz can bulur derler.’’ Deyip,şükredermiş.)

———————–

(1)Ergun BALCI,Mehmet Dede,sayfa 92-95/iST.2007

 



“Mehmed Dede’yi Anıyoruz” yazısı için bir yorum var

  1. Rana Ozkan

    Nis 09. 2016

    Ne guzel bir yazi…. Allah razi olsun……

    Reply to this comment

Bir Yorum Yapın