Mehmedcik(*)

0
121

Türkiye’de milliyetçilik îmânı,ekseriya coşkun ve asîl bir heyecandır. Fakat bir heyecanın,hepimizde esaslı bilgi, fikir ve araştırma unsurlarıyla beslenerek,tam bir olgunluğa ulaştığı söylenemez. Memleketimizde çeşitli milliyetçilikler yaşaması ve bunların birbirleriyle çarpışır tarafları olması bundandır.

Bâzılarımız bir takım çocukça heveslere kapılıp, Türklüğün kendi istediğimiz gibi olmasını bekliyoruz; hepimiz, az çok farklı bir Türklüğün âşıkıyız! Halbuki, ortada büyük bir târihin,çağlar boyunca işleyerek yaptığı, hazır bir Türklük vardır. Biz,mesut bir kaderin hazırladığı bu olgun milletin, bizim tasavvur ettiklerimizden üstün olduğuna inanmalı ve onu tanımalıyız.

Milletleri tanımak,onların vatan topraklarıyla târih sayfalarına neler borçlu olduklarını öğrenmekle mümkündür.

”Her millet, bir vatan toprağında meydana gelir.”; ”Fransız milletini ,bin yılda Fransa’nın toprağı yarattı.” diyen târih cümleleri, bu bakımdan ışıklı sözlerdir.

Meselâ biz aslında ”Oğuz Türkleri”yiz ve bir ”Orta Asya” milletiyiz. Bizim, mâziye bıraktığımız eski vatan topraklarında da büyük ve şerefli târihlerimiz vardır. Fakat bin yıldan beri üzerinde yaşadığımız yeni vatan toprakları ve bu topraklardaki”Türkiye târihi” , bizi az çok değiştirmiş, bütünlemiş, daha yeni ve daha zengin unsurlu bir terkip hâline koymuştur.

Yeni Türklükte efendilik,kahramanlık,hürriyet sevgisi, kanûna bağlılık, sanat, ev, âile,su,ışık ve ağaç sevgisi gibi kıdemli fazîletler, bize eski çağlarımızın mîrâsıdır.

Fakat biz, ”Oğuz Türkü” olduğumuz halde, bizi bugünkü dünyâda şerefle temsîl eden millî sembolümüz şimdi ”Oğuz” veyâ ”Oğuzcuk” değil, ”Mehmedcik’‘ dir.

Mehmedcik…Bu, hakîkatte Türkçe bir söz veyâ eski bir Türk adı değildir. Kelime, Hazret-i Muhammed Peygamber’in adını Türkçeleştirenler tarafından yapıldı. Mehmedcik, ”Türk” denen şerefli milletle ”Müslümanlık” denilen samîmî îmânın bir târih potasında ve üç kıt’alı bir vatan coğrafyasında birleşmesinden doğan, Türkiyeli bir terkîp, bir olgun, bir azîz kompozisyondur. Mehmedcik, Türk’ün îmânını, onun kahramanlığını ve onun sayılamıyacak kadar büyük fazîletlerini ifâde eder. Bu isim, Hazret-i Muhammed Perygamber’in adından doğduğu halde, Arapda Mehmedcik yoktur. Çünkü ”Mehmedcik” yalnız Türk’te olabilir. Bu isim, o kadar Türktür ki, bir Arab’a onu hatırlattığınız zaman, kat’îyen Peygamber’i düşünmez. Gözünün önünde, elinde süngüsüyle beyaz hilâlli bir al bayrak altında,huduttan hududa koşan efsânevî bir kahramânın heykeli yükselir.

Bu heykel, sulh zamanlarında süngü yerine saban kullanan yağız ve sevimli fazîlet adamıdır.

*

”Mehmedcik” adı, Türkiye Türkleri’nin yuğuruluşunda İslâmî îmânın ölçüsünügösterir. İnanmış bir millet olabilmek ise,gerçekten övünülecek fazîlettir. Mehmedcik adını süsleyen seslerde câmilerin, minârelerin, sarayların, türbelerin; Afrika çöllerinde ve Mohaç ovalarında yürüyen orduların, velhâsıl üç dünyâ kıt’asından derlenmiş millî ve medenî zafer hâtıralarının derin yankısı vardır.

Adı ”Oğuz” olan eski Türk, savaş meydanlarına bozkurt sesleriyle atılırdı.Mehmedciğin ağzında bin yıldan beri ”ALLAH ALLAH” sesi var. Viyana çevresinden Habeşistan hudutlarına kadar, yeryüzü, onun ağzından bu heybetli sesi çok işitmiştir.

*

Bizim, kelime olarak, sözüm ona, yabancı kaynaktan geldiği halde Mehmedcikkadar millîleşmiş, o kadar ki yalnız bizim olup, yalnız bizi ifâde etmiş daha bir dolu sözlerimiz, görgülerimiz, inançlarımız, sanatlarımız, seslerimiz ve hareketlerimiz vardır.

Türklüğün dünyâ târihindeki en ileri adımı ve en azîz evlâdı olan Türkiye Türklüğü’nü, bütün bir târihi ve cihanşümûl değerleri ile tanımak ve öyle sevmek doğrudur.

Bizim, Anadolu’dan önceki Türklüğümüz de azîz ve mukaddestir; bugün Anadolu’nun dışında kalan vatanlarımız da…

Onları, şimdilik, ruhlarımızın dünyâya gelmeden evvel yaşadıkları mukaddes âlem gibi mâzîmizde ve istikbâlimizde yaşatabiliriz. Anadolu ve Balkanlar Türkiyesi ise bizim hakîkî dünyâmızdaki vatanımızdır.

*

Bizzat ”Anadolu” kelimesi sözlüğümüze yabancı bir dilden gelmiş sayılabilir mi?”İstanbul”, eski Türkçede bulunmayan fakat yeni Türkçenin gözbebeği isimdir. Edirne, İzmit, İzmir, Ankara veyâ Tekirdağ…Bunlar ve daha bir dolu eşleri, bir milletin sözleri değil, toprağı bile Türkleştirdiğinin mücessem adlarıdır.

Türkiye Türklüğü, onu vücûda getiren son 1000 yılın ve yeni vatanın sayısız şeref unsurlariyle yuğurulmuş azîz terkiptir. Milliyetçilerimiz, Türkçülük alanında bir takım besleyici ve süsleyici tasavvurlara da gönül vermeli, fakat her şeyden evvel; Türkiye Türklüğünü yakından bilmelidir. Çünkü onu yaratan Allah, bu muazzam kompozisyonun sayılabilecek kadar belirli; bir kaç ana madde ile yuğurulamayacağını düşünmüştür. Bu hamurda, ancak böyle bir milletin mîmârîsinde toplanacak; maddî, mânevî, sayısız şeref unsuru vardır ki; hepsi bizim, hepsi millîdir.

Mehmedcik gibi…

(*)N.S.BANARLI–Hürriyet Gazetesi,9.4.1952–

(Îman ve Yaşama Üslûbu,s.251.)

PAYLAŞ
Önceki İçerikKarakter Terbiyesi
Sonraki İçerikBizim Din Çıkmazımız

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...