Mehmet Akif Ersoy ve Milliyetçilik

0
254

Bu vatanın neşeli bir mâzîsi vardır. Bugün o neşenin barındığı yerler virânedir. Şâir, ıssız kalan bu yurdun çehresindeki hüzne kapanıp ağlamak ister.

Hani, insan sesi çağlardı şu vâdilerde…
Sor ki âfâka, o âlemler, o demler nerde?
Yemyeşil yurda çöken kapkara toprak rengi;
Dindi binlerce hayâtın ezelî âhengi.
Beni öldürmede, oğlum, bu harab ıssızlık:
Hangi virâneyi eşsen kopuyor bin çığlık!

Âsım, milliyetçiliğimizin şiirle dile gelen muhteşem romanıdır.
….
Dinî irâde ile millî irâde hiçbir kitapta ve hiçbir dimağda görülmemiş şekilde bu eserde birleştirilmiştir. O zamana kadar milliyetçi denince, dine karşı veya yabancı olan kişi; dinci ve Müslüman deyince de, milliyetçiliği tanımayan insan akla gelirdi. Milliyetçi, ırkçı yâni kemikçi idi. Dinci ise, hurafeci ve vatansız varlıktı. Ruhlarımızı, aynı zamanda bir hezeyan teşkîl eden bu safsatadan kurtaran, Mehmed Âkif’tir. Türk’ün Müslümanlıktan, milliyetçiliğimizin İslâm’dan ayrılmayacağını bize öğreten O oldu.
Yirminci asırda son ve en tehlikeli ‘’ehl-i salîb’’ olan mason darbesi yüzünden yıkılma tehlikesiyle karşılaşan milliyetçiliğimizin bekçisi, sâhibi, havârisi O’dur.’’Âsım’’daki muhteşem din ve millet sentezinin ulaştığı bu kemâl, milliyetçilik dâvâmıza gerçek şuûrunu getirdi ve Ziya Gökalp’in,rûhu tekmeleyen, Anadolu’nun gerçeklerinden gaafil, cemiyeti tanrılaştıran ve kaderimizin ilâhî mertebesine yükselten,ferdî şahsiyeti yıkmış milliyetçilik dâvâsının karşısına Allah’ın eli hâlinde çıkmıştır.

‘’Âsım’’ sanki Âkif’in gençliğidir. Müslüman-Türk gençliğinin ideal tipini yaşatan Âsım, lâv saçan bir volkan şiddetiyle, şiirden ve sözden hayat sahnesine atılınca, Âkif’i İstiklâl Savaşı’nda görüyoruz. Kurtuluş hareketinin başlarında şehir şehir dolaşarak milleti uyarma cihâdına girişen Âkif, Millet Meclisi’nde aşk ile fazîletin yanında yer aldı, vatanperverliği seçti; muhâlefet grubuna bağlandı. Orada isimsiz vatan kahramânı ve fazîlet dâhîsi Hüseyin Avni’yi tanıdı. Dünyâlara sığmayan iki büyük kalb,mütevâzî bir meclisin çatısı altında birleştiler.İki yüz kırk mebusu olan Millet Meclisi’nin içinde din adamı geçinen sarıklı hocaların sayısı sekseni buluyorken,ancak onların üçü Âkif’le berâber muhâlefete gönül vermişlerdi.Geri kalanı hakkındaki hükmü,Âkif,daha önce ‘’Âsım’’da vermiş bulunuyor:

Bir muhâlif hava yok, dinlediğin aynı sedâ,
Zât-ı sâmînize millet de hükûmet de fedâ.

Yorum yapabilirsiniz...