Mesnevi Terbiyecisi 5

0
50

Fakat nice zamandır ekilip sürülmekten,ayıklanıp temizlenmekten mahrum kalmış çorak ve kıraç dünyâmıza,Mevlânâ gibi bir ölümsüzü yardımcı olarak çağırırken,dikkat edilmesi gerek bir nokta olduğunu unutmamak lâzımdır.Şöyle ki,büyük velînin adı etrâfında söylemiş olduğumuz bütün bu sözlerden maksat,hâşâ onu bir Pazar eşyâsı,bir kâr tuzağı,bir ticâret meta’ı ve dolayısıyla de Konya şehrini bir seyyah uğrağı hâline getirmek gayreti değildir.

Gerçi Mevlânâ’nın,içinde tatlı acı ömür geçirdiği Konya’sına bütün dünyâ rağbet etse revâdır.Fakat,dâvâ ne Konya’nın bir seyyah şehri olması ne de Konyalı’nın misâfirlerini ağırlayıp bir turizm hareketini yüz akı ile idâre etmesidir.Konya şehrine kafile kafile konup göçmek gerçekten zevk ve bir haz hattâ bir nev’i svegi borcudur.Mevlânâ’nın beldesini ziyâret,karanlıkları yırtan mânevî şimşek misâli,insanın tâ içine işleyen bir aydınlık demektir.Fakat biz,içinde bulunduğumuz zulmeti,böyle ânî ve fânî parıltılarla yenemeyiz.Bir çakıp bir sönecek zevklerden ziyâde,zifirî karanlık cehâletimizin üstüne doğacak bir güneşe ihtiyâcımız büyüktür.

Yüce velînin bizzat dediği gibi,zikir ancak fikri harekete geçirir.Bizim bu ziyâretlerimiz de,bir nev’î zikir demektir.Fakat yeter bir zikir değil.Mesnevî’si içinde yedi yüz yıldır yaşamakta olan Mevlânâ ile memleket çapında haşır neşir olmak,onun fikriyatı ve mâneviyatı ile bir sistem ve şuur dâhilinde alışverişe geçmek lâzımdır.Bakın Molla Câmî ne diyor:’’Her kim Mesnevî’yi akşam sabah okursa ona cehennemin ateşi haram olsun.’’

Bir mânâda cehennem ateşi,gaflet ve cehâlettir.Zîra insanoğlunun gaflet ve bilgi noksanının sürükleyeceği hatâlar,ıztırabın ve ateşin tâ kendisidir.Şu halde cemiyete soluk aldırmak ve içine düştüğü gaflet gayyâsından kurtarmak için,aşkı ile,îmakı ile,felsefesi ve dünya görüşü ile,gelmiş ve gelecek ulular kafilesinin baş tacı Mevlânâ’yı irfan hayâtımıza mâl etmek,kültürümüzün içine almak,unutmayalım ki beşerî olduğu kadar millî bir borçtur.

Evet, vatan sathıma şâmil bir rehbere,etrâfında toplanacağımız bir rehbere olan ihtiyaç,artık inkâr götürmez bir hakîkattir.Beşeriyetin en müşkül zamanlarında gelip yetişmiş o ulular bugün huy mu değiştirdiler ki bizden kaçsınlar?Kaçan onlar değil,biziz.Eğer sevmesini,inanmasını,bağlanmasını bilirsek,bir yeni doğuş,bir tâze hayat ile târıhî kaderimiz içindeki yolumuza devam edebiliriz.

XIII. asır Anadolu’sunun şifâsız illetler,cılk yaralar gibi işliyen muzdarip ve huzursuz haritasını aşkları ve îmanları ile uyandırıp istikbâle hazırlayan Mevlânâ’lar,Yunus’lar neden aynı coğrafyayı,gelecek zamanların hikmetli ve şuurlu medeniyetine hazırlamasınlar.Onlar ki ezelden ebede var olan,buyruk yürüten,sözü geçen âbide insanlardır.Fânîliği yenmiş bu erler,erenler,ulular,avucunu açanı boş döndürmez,kapılarına geleni boş çevirmezler.Yeter ki istemesini,almasını ve her birini irfan hayâtımıza mâletmesini bilenlerden olalım.

PAYLAŞ
Önceki İçerikOn Bir Yıl Sonra
Sonraki İçerikEmir Sultan

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...