Mesnevi Terbiyecisi ve İnsanlık Alemi 4

0
44

XIII. Yüzyılı dölleyip,gelecek zamanların medeniyet zürriyetini hazırlayan dünya

görüşü,bugün de,ona tâlip olduğumuz takdirde,şu ağzının tadı kaçmış ve

benliği şahlanmış dünyaya da elbet el uzatıp yol gösterecektir.Yeter ki

biz insanlar,O cömert vericinin karşısında iyi niyetli bir alıcı olabilelim.

Şüphe yok ki Âdemoğlu Mesnevî irfânını,Mesnevî kültürünü hazmedip

bu felsefeyi hayâtına bir solisyon gibi karıştırarak amel edecek olsa,yine

dünyânın yüzü güler,yine fesat,zulüm ve adâletsizlik azınlık husutlarına

çekilerek silinip gizlenir.

Mâdem ki iş böyledir, şu halde ne duruyoruz? Neden maddemize de mânâmıza

da yetecek bu nafakadan kendimizi mahrûm ediyoruz? Âşikâr ki biz,altın

hazinesi içinde açlıktan ölen adam gibiyiz.Mâziden devraldığımız öyle bahâ

biçilmez bir mânevî servete sâhip olduğumuz halde,içine hapsolup kaldığımız

cehâlet ve gaflet yüzünden bu hazînenin ortasında açlıktan kıvranıp durmaktayız.

Halbuki bu varlığa yalnız biz değil,bütün insanlık âlemi muhtaçtır.

Zîra ne kadar farklı medeniyetlerin malı olursak olalum,beşer olarak müşterek

ihtiyaçlara sâhip bulunmak bir yaratılış zarûretidir.

Mânevî nafakadan,ruh ijyeninden ve her türlü moral değerlerden mahrum olarak

yetiştirdiğimiz nesiller,vicdan,ahlâk,vazîfe ve mes’uliyet şuurundan da boş

olarak hayata atılıyorlar.Netîcede de cemiyetin yüz ağartıcı bir elemanı

olacak yerde,bir yüz karası olarak kadro dışı ediliyorlar.

Halbuki en azdan,biz de o suçlular kadar suçlu sayılırız.Zîra insanlık târihi

göstermiştir ki,cemiyetleri dört başı mâmur terbiye ve formasyona götüren,

ne kanunların baskısı ne de cezâ müeyyidelerinin korkusudur.Bir vicdan ve

îman terbiyesinin okşayıcı müdâhalesi olmadan hayvanî zaafların kisve

değiştirip yüksek vasıflar ve fazîletler hâline gelmesi hemen de mümkün

değildir.Koruğun şeker gibi tatlanması için güneşin terbiyesine nasıl

ihtiyacı varsa,salkım salkım dünyâyı dolduran ekşi ve buruk kütlelerin de

kıvama gelmesi için ısıtıcı ve hayat verici bir mânevî güneşe ihtiyaçları âşikârdır.

Ağacın kökü hasta ve çürük olursa, ondan sağlam meyve beklemek safdilliğin

tâ kendisidir.Bu yüzden de asıl alâka ve himmet bekleyen köktür.

Yâni kütlenin bütününe hitap edecek,bütününü içine alacak kültür hayâtıdır.

Biz ise toprak altında,gözlerden ırak ve kendi dertleriyle baş başa can

çekişen kökün hâlini sormuyor,derdine el vurmuyoruz.Ancak onun toprak

üstünde ve göz önünde olan çürük ve bozuk mahsullerini gördükçe kızıyor,

üzülüyor,öfkemizi alamayınca da cezâya çarptırıyoruz.Halbuki kanunların

ezici yumruğu,değil arkadan gelecek nesillere,o yumruğu yemiş olanın kapı

komşusuna ve hattâ kendisine dahî bir salâh ve ibret sebebi olamaz.Belki de

tesiri sâdece bir göz dağından ibâret kalır.Zîra insanoğlunun iyiliğe meyletmesi

ve ibret gözünün açılması,ancak ve ancak kendine kendinden gelen ihtar ile

mümkün olur.Kanuna karşı kaçamak aramak,mâzeret bulmak,suçlunun

başlıca sarıldığı çâredir.Ama aynı aldatmacayı vicdânına karşı kullanamamak,

ancak,bir vicdan dünyâsı teşekkül etmiş ve mes’uliyetlerini kazanmış terâzili

bir anlayışın kârıdır.

Şu halde beşeriyete kurtuluş,selâmet ve huzur yollarını açan,her kavme,

her cins,her mezhep ve topluluğa hitâb eden Mesnevî’ye,neden kulak

vermiyoruz?Neden onu,günü geçmiş,işi bitmiş bir kitap olarak,sâdece

kütüphânelerimizde saklıyoruz?Artık dünyânın canı boğazına gelmiştir.

İnsanlık âlemi,bir uyarıcı,bir oldurucu ve rast sesin,hakîkate açılmış bir

muhabbet kağısının yokluğu ve iztırâbı içindedir.Bilsek de bilmesek de,

söylesek de gizlesek de bu budur.Onun için Mevlânâ denen insanlık dostuna

sırtımızı çevirmiyelim ve Mesnevî denen âbide eseri tozlu raflardan indirip

hayâtımızın içine sokalım ve başımızı elimizin içine alıp ondan ne türlü

faydalanmak lâzım olduğunu düşünelim.Ve nihâyet bu yüksek voltajlı enerji ile,

donmuş katılaşmış ruhlarımıza,basîret ve akl-ı selîmini aldırmış idrâkimize

yine ondan akan hareket ve bereket ile şuurlu bir istikamet,

mânevî bir refah sağlayalım.

PAYLAŞ
Önceki İçerikİhanet Hayat Tarzıdır
Sonraki İçerikFikri Gelen Yazar!

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...