Muharrem Ayı-3

0
46

İslâm târihi açısından biliyorsunuz Peygamber Efendimiz Hz. Îsâ gibi bir peygamber değildir. Hz.Îsâ zulüm altında sâdece zulme boyun eğmeyi öğretmiştir. Başka yapacak bir şeyi yoktu. İlk zamanlarda biri sana tokat atarsa öbür yanağını çevir demek mecburiyetinde idi. Çünkü insanları yakıyorlardı. En basit eğlenceleri bugün arkeolojik kazılarda bulunup medeniyet eserleri diye ortaya çıkarılan arenalar; Zavallı köleleri günlerce aç bırakılan vahşî hayvanlara parçalattırdıkları yerlerdi. Bir insanı haç şeklindeki tahtanın üzerine yatırıyor, ellerinden, ayaklarından ve göğsünden çiviliyor, sonra bunları havaya dikiyorlardı. Bunu o kadar ustalıkla yapıyorlardı ki, damarları deliniyor, insanları yavaş yavaş kan kaybettirerek öldürüyorlardı. Ama dünyâya sorarsanız Grek, Roma ve sonra batı medeniyeti vardır. Dünyânın en vahşî kabîlelerinde bile böyle zulüm yoktur.

Peygamber Efendimiz, asr-ı saâdette geldikleri zaman bütün peygamberlerin ana vasıflarını üzerlerinde toplamış en büyük insan olarak geldi. Onun için de sâdece dinî yol gösterici değil aynı zamanda devlet başkanı idi.

Devlet kurmuştu, ilk anayasayı Peygamber Efendimiz yaptı ve uyguladı. Bu hukûkî bir anayasa idi. Yahûdi, müşrik ve Müslümanlar arasında üçlü bir şekilde tatbîk edilmiştir.

Asr-ı saâdet, her şeyin vahiy ile hâlledildiği, her müşkülün Peygamber Efendimiz’e sorularak çözüldüğü, hiç kimsenin de îtiraz etmediği, huzur içinde yaşanan bir devirdi. Harp var, şehitler var, işkenceler vardı. Ama Müslümanlar da mevcuttu. Çünkü ikilik ve nifak yoktu. Peygamber Efendimiz’in irtihâllerinden hemen sonra, Hz. Ebû Bekir büyük şahsiyeti ile kargaşayı örtüyor. Arkadan Hz. Ömer devri, tam bir fütûhat devri. Çölde yaşamış insanların eline altın ve ülkeler yağıyor. Hz. Ömer altı milyon kilometre karenin tek hâkimi. Bütün Arap Yarımadası’na hükmediyor ve tek elbisesi var. Harp ganîmeti olarak gelen elbise hakkı ile oğluna elbise yaptırıyor.

Hz. Osman son derece iyi niyetlidir. Ama idâreci değildir. İstismar edilir. Muâviye vahiy kâtibi olacak kadar akıllı bir adam. Günde elli vakit namaz kılıyor. Bunu Hz. Peygamber’e söylediklerinde ‘’Beş vakit kılsın, sonunda bıkar’’ buyuruyorlar. İfrâta varan her hâdise pişmanlıkla sonuçlanır. Onun için derler ki, birine borç vereceğin zaman arkasını aramayacağın kadar ver.

Sonunda Hz.Osman şehit edilir. Hz. Osman’ı şehit edenler arasında sahâbe çocukları da vardır. Hz. Osman’ı kapıda Hasan, Hüseyin Efendilerimiz korumaktadırlar. Lâkin Hz. Osman’ı damdan girerek şehit ederler.

Hz. Osman’ın şehâdetinden sonra ortaya üçlü bir İslâm çıkar. Bugün maalesef otuz türlüsü var. Bugünü değerlendiremezsek geçmişi anlatmanın hiç faydası yok.Bu üçlü İslâm anlayışından birincisi, gerçekten saf Müslümanlar; Peygamber Efendimiz’in getirdiği İslâm’ı yaşayan, Hz. Hüseyin’in etrâfında toplanan Mekke ve Medîne’liler. İkincisi Hâricîler;y arı bedevîler,i nanmış ama îmânını bildiği ile takviye edememiş insanlar. Bunlar, her şeyi sâdece ilk cümlesi ile anlayanlar. Namaz kılmayan adam kâfirdir diyor ve İslâm adına kafasını kesiyor.

Üçüncüsü; Muâviye’nin etrâfında toplanan, İslâm’ın ilk devirlerinde çok fedâkâr davranan, bunun nîmetlerinden  biz de istifâde edelim, saltanat paraya tâbî olacak, bunu bileğimizle hak ettik diyen ve hızla maddeye yönelen bir grup.

Bu iki grup arasındaki mücâdele, Peygamber Efendimiz’in Hz. Ali hakkında söylediği bütün hadisler bilindiği, Allah’ın Aslanı olarak bütün İslâm Târihi’nde Hz.Ali’nin yeri belli olduğu halde Muâviye’yi büyük bir grup destekledi. Hz.Ali, Sıffîn’de savaşı kazandığı halde Kurân-ı Kerîm sahifelerini mızraklarının ucuna takıp, Kur’ân-ı Kerîm için harp ediyoruz diyerek karşı tarafı tesir altında bıraktılar.

Daha sonra Hz.Ali Efendimiz’i Hâricîler üç tâne katil tutarak şehid ettiler. Hâriciler’den biri Muâviye’yi, biri Hz.Ali’yi, diğeri hakem olan Amr’ı öldürecekti. Muâviye, sabah namazına gitmediği için kurtulur. Hz.Ali namaza giderken evdekilerle helâlleşir ve zehirli bir kılıçla şehid edilir.

Hz.Ali’yi şehid eden İbn-i Mülcem bir kabîle reisidir. Hz.Ali Halîfe olduğunda, herkes hediyeler getirir. Hz.Ali, bütün hediyeleri kabûl eder ama onun getirdiği kılıcı almaz.’’Benim şehâdetim senin elinden olacak; bu kılıcı alamam’’ buyurur. Adam,’’Kafamı kes, ben böyle bir kadere âlet olmayayım’’ diye yalvarır. Bunu anlata anlata paranın câzibesine kapılır ve Hz.Ali Efendimiz’i vurur.

Sâmiha AYVERDİ, Kaybolan Anahtar, Sh.234 – Kubbealtı Neşriyâtı, No:149/İST.2008

Yorum yapabilirsiniz...