Muhasebe 1

0
57

Yazar R.Tekin UĞUREL

Hudâ, ki rûz-i ezelden asîl kıldı bizi,

Resûl-i Ekrem’e bir gün vekîl kıldı bizi;

Taraf taraf, yedi iklîmi Hakk’a da’vette

Delîl kıldı bizi;

Sonra, bilmem ne oldu: baht-ı siyah,

Hacîl kıldı bizi…

O hacâletle büktü boynumuzu

Ve melûl ü melîl kıldı bizi…

Düştü, bir bir kopup, kanadlarımız…

(Azîz-i vakt idik… a’dâ, zelîl kıldı bizi!)

Bize heybet veren, Celâl’inden,

Nice yıllar, celîl kıldı bizi,

Kâinâtında Zât-ı Akdes’ine

Halîl kıldı bizi.

Sormayın, sormayın fakat: şimdi,

Hangi eller, sefîl kıldı bizi?

Ser-nigûn oldu tahtımız, Tanrı’m;

(Azîz-i vakt idik… a’dâ, zelîl kıldı bizi!)

Cebînimizde tecellî edip Cemâl-ül-Laah,

Bir zamanlar, cemîl kıldı bizi;

Elimizden gül açtı bâdiyeler…

Kerem kerem Yed-i Takdîr, Nîl kıldı bizi

Ve zemînin bütün susuzlarına

Sebîl kıldı bizi’

Yüzümüz yok ‘’Neden, niçin?’’ demeye…

(Azîz-i vakt idik… a’dâ, zelîl kıldı bizi!)

Sizleri,bir mersiye ile selâmlıyorum!.. Peygamber buyruğuna uyup:’’Önce selâm, sonra kelâm!’’ düsturuyla söze başlamak istedim.

Keşke, huzurlarınıza bir mersiye ile değil de,’’methiye’’ ile çıkmış olsaydım. Çünkü,’’mersiye’’;bir kimsenin ölümünden sonra onun iyiliklerini, meziyetlerini ve ölümünden duyulan acıyı dile getirmek için yazılan manzûmelere, ağıtlara, sağulara verilen isimdir.

Methiyeler ise, adı üzerinde fazîlet ve kahramanlıkların, üstün ahlâkın övülmesi için yazılan şiirlerdir.

Merhum Ârif Nihat ASYA’nın mersiyesi, Yüce Türk Milleti için yazılmıştır. Diyebilirsiniz ki:’’Sen, Türk Milleti’ni ölmüş sayacak kadar ümitsiz ve karamsar mısın ki; bu millet adına mersiye okuyorsun?’’

Hayır!

Aslâ!

Önce şunu belirtip, altını kalın çizgilerle çizelim:

Bu mersiye, Türk Milleti’nin ölümü üzerine yazılmış değildir;Bu büyük milleti millet yapan Müslüman-Türk’e âit değerlerin..ilimde,fende,devlet idâresinde, Allah ve Peygamber anlayışında bizi ‘’BİZ’’ yapan kıymet hükümlerinin âdetâ ölüp gitmesi üzerine kaleme alınmıştır.Kurt,kocadığı için yazılmıştır.

Türk’ün ölümü söz konusu değildir.Ârif Nihat Hoca’nın mersiyesinde de değildir,ezelden ebede kadar da!..Baksanıza! Arkamızdan hâlâ daha ‘’kırk köpek havlayıp’’ durmaktadır. Hâlâ kurdun kurtluğuna bir şaşmaz belgedir bu!

’’Geçmişte Yaptıklarımız, gelecekte yapacaklarımızın belgesidir!’’

‘’Kökü mâzîde olan âtîyiz!’’ diyebildiğimiz, inandığımız ve hayâtın her alanında edebi, ahlâkı, yaşayışı ile birer örnek şahsiyet olmayı başardığımız müddetçe yeni ve çağdaş destanlar yazabiliriz; geçmişte olduğu gibi bugün de dağları delebiliriz.

Türk’ün ‘’ruh köküne bağlı’’…Bu Millet, bu Devlet, bu vatan ve bu bayrak için ölümü hiçe sayan siz ‘’serhat beğleri’’…Siz ‘’Dalkılıç serdengeçtiler’’ boy boy karşımızda durmuşken, kim ümitsiz, kim karamsar olabilir?

Aşk’ın târiflerinden belki de en güzeli, şöyledir:

‘’Aşk; bize, ölümü hiçe saydıran şeydir!’’

Türk’ün son kalesi, bugünkü vatan coğrafyamızın… Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, şanlı bayrağımızın ve topyekûn millî ve mânevî değerlerimizin uğrunda ölümü hiçe sayacak aşkı gönüllerimizde barındırdıkça; Türk’ün ölümü nasıl söz konusu edilebilir?

‘’HAYAT, İNANMAK VE MÜCÂDELE ETMEKTİR!’’ diyen Hazret-i Hüseyin’in evlâtları!

Alparslan’ın, Kürşad’ın, Mustafa Kemâl’in torunları!

Sözlerimin başındaki selâm ifâdesi, yalnızca bir nezâket kaidesi olarak söylenmiş değildi. Sizleri böyle gördüğüm… bu rûhu taşıdığınıza inandığım… ve mersiyeleri methiyeye çevirecek cevherle yüklü olduğunuz için bir defâ daha hürmet ve muhabbetle selâmlıyorum! Bunun tersi yapıda olsaydınız, şu anda burada olmazdınız!

Hepiniz kutlu birer çekirdek, mübârek birer tohumsunuz.

Sizlere, Muhammed İKBÂL’in dilinden, şöyle duâ ediyorum:

(Frengin zâhirî şâşaası gözünü kamaştırmasın ey genç!

Mîraç Gecesi, Hakk’a giderken, gözü bir an gâyesinden kaymayan Yüce Peygamber, senin görüşünü, senin idrâkini korusun!)

Bir Kutlu Doğum Haftası daha yaşadık.20 Nisan’ı da içine alan bu bir hafta boyunca Peygamber Efendimiz hakkında değişik anma programları düzenlendi; O’na inanan kitleler Efendimiz’e duydukları aşkı, muhabbeti dile getirip, bir silkelenme, bir kendini yenileme dönemi yaşayacak. Tabiî, yaşarsa…

1437 yıl önce dünyâyı şereflendiren Efendiler Efendisi Peygamberimizi bugünkü Müslümanlar olarak ne derece iyi tanıdığımızı, sözünü ettiğimiz anma programlarına bakarak anlayabiliriz. Yâhut, bu vesîleyle kendimizi şöyle bir hesâba çekip, O’nu ne kadar tanıdığımızın muhâsebesini yapabiliriz.

Eğer O’nun mü’minleri isek; O’nun ahlâkına bürünmenin derdinde olmamız, yaşayışımızı O’nun yaşayışına benzetmemiz gerekir. Bunu yapabilmenin yolu, Peygamberimizi iyi tanımakla mümkündür.

Hiç kimse, kimseyi tanımadan; hakkında bilgi sâhibi olmadan sevemez!

İşte bu noktayı iyice bir test edip, yaşayışımızı, işlerimizi ve sözlerimizi gözden geçirmeliyiz.

Önce ferd ferd bu muhâsebeyi yapmak zorundayız. Aynı zamanda toplum plânında…

Öyle ya! İşyerimizin, dükkânımız veyâ şirketimizin muhâsebesini büyük bir titizlikle yapmayı hiç aksatmayan bizler değil miyiz? Îmânımızla ilgili muhâsebeyi de hiç olmazsa Kutlu Doğum Haftası münâsebetiyle yapmalıyız. Ki, her nefes yapılması gereken bir hesaplaşmanın senede bir haftaya düşmesi, gündelik işlerle gönül işlerimize verdiğimiz değeri… Dolayısıyla da ‘’muhâsebe durumumuzu’’ önümüze sermektedir. Açık verdiğimiz, zarar ettiğimiz, iflâsa sürüklendiğimiz belli beyandır.

(*) -Nisan 2009/Kutlu Doğum Konferansı’ndaki konuşma özeti-

PAYLAŞ
Önceki İçerikMuhasebe 2
Sonraki İçerikKendime Mektuplar 13

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...