Muhasebe 3

0
46

3.
Hazret-i Peygamber’i üstün kılan, insanları O’na doğru çeken tılsım neydi?
Ahlâkının güzelliği!

Hazret-i Ayşe Annemize sormuşlar:
‘’–Resûlullah’ın ahlâkı nasıldı?’’
‘’—Aaa, demiş, siz Kur’an okumuyor musunuz?’’
‘’—Okuyoruz..’’ demişler.
‘’—İşte, demiş, O’nun ahlâkı, Kur’an ahlâkıydı!’’
***
Demek ki, Efendimiz’de mevcut bütün ahlâkî güzellikleri görüp anlayabilmenin yegâne yolu, Kur’ân-ı Kerîm’i doğru okuyup, doğru anlamaktan ve anladıklarımızla amel etmekten geçiyor.

Derler ki:(Kur’an-ı Kerîm, tek başına okunmaz!)
Neden?
Allah kelâmını yanlış okumamak için, ille de birilerinin bize yol göstermesi ve öğreticilik yapması, okuyuşumuzu kontrol etmesi şart!

Yâni?!
Ayna… ille de ayna gerekli…

(Kur’ân-ı Kerîm tek başına okunmaz !) Sözünden ne anlaşılması gerektiğine dâir, izin verirseniz şu hâdiseyi hatırlayalım;

Bilindiği gibi,’’İnnâ fetahnâleke’’ âyet-i kerîmesi ile başlayan Fetih Sûresinde, mü’minlere Mekke’nin fethi müjdeleniyordu. O sene, hac mevsiminde Mekke’ye gidilemedi. Hazret-i Ömer, Resûlullah Efendimiz’e:
‘’—Siz, sözünüzde durmadınız, dedi, Mekke’nin fethi müjdelendiği hâlde, oraya girmemize neden izin vermediniz?’’
Efendimiz:
‘’–Yâ Ömer, evet, Mekke’nin fethi ile müjdelendik, fakat bu fethin zamânı belirtilmedi.’’
Diye cevap verdiler.
Hazret-i Ömer, kendisinin bu sözünden dolayı saçını başını yoldu, tövbeler etti.

Koskoca Hazret-i Ömer, Mekke’nin fethiyle ilgili âyetleri kendi başına nasıl da eksik anlayabiliyor. Fakat, O’nun yanlışını düzelten ‘’aynaların aynası’’ Hazret-i Peygamber, aynı âyetleri nasıl anlıyor.!

Çünkü, Fetih sûresinin 27’inci âyetinde şöyle buyruluyor: (ANDOLSUN Kİ ALLAH, ELÇİSİNİN RÜYÂSINI DOĞRU ÇIKARDI. ALLAH DİLERSE, SİZ GÜVEN İÇİNDE BAŞLARINIZI TRAŞ ETMİŞ VE KISALTMIŞ OLARAK, KORKMADAN MESCİD-İ HARÂM’A GİRECEKSİNİZ!)

Fakat,Hazret-i Ömer’in ‘’Neden girip Mekke’yi fethetmiyoruz?’’ dediği târihlerde,başlarında saç var..henüz traş edilmiş vaziyette değiller.
Aradan nice zaman geçip de, günlerden bir gün Mekke’yi fethedip şehre girerlerken; Hazret-i Ömer dehşete kapılıyor: BAŞLARI TRAŞLI!

İşte, ister sâdece okuyuşta hatâ yapmayı anlayalım, isterse anlayışta; Kur’ân-ı Kerîm tek başına okunmaz vesselâm!

Biz,’’hesap durumumuzu’’ kurcalamaya devâm edelim.

Gene o devirde yaşanmış bir olaya bakarak, bizim, ahlâkımız ve îmânımızla Efendimiz’e ne kadar benzediğimizi karşılaştıralım.

Biliyorsunuz, Efendimiz ashâbıyle giderken, adamın biri önlerine geçip, başlamış hakaret yağdırmaya:
—Sen şöyle çirkinsin, böyle kötüsün!
Kendileri, gülümseyip:
—Haklısın! Buyurmuşlar.
Biraz sonra başka birine rastlayıp, o zât da Efendimiz’e ilân-ı aşk edercesine, O’ndaki güzellikleri dile getirince; o zâta da:
—Haklısın, deyip teşekkür etmişler.

Ama, ashap sormuş:
—Efendim, her ikisine de haklısın diye buyurdunuz; bu, ikiyüzlülük olmuyor mu?
—Hayır, diye cevap vermişler,’’Ben bir aynayım, herkes bende kendini seyrediyor!’’

Bakın..burada hem üstteki ayna örneğine çarpıcı bir misâl var;hem de başka bir nokta!
Nedir bu nokta?

Kendimize soralım:
Biri, bizi medhettiği zaman göstereceğimiz tepki, bellidir; hemen hoşlanır ve yayılıp bayılırız. Fakat, hakarete uğradığımız veyâ azıcık nefsimize dokunduğu anlarda, ne yaparız? Hem şahıs olarak ve hem de toplumdaki genel davranış şekli olarak, Efendimiz’in tepkisine benzer bir tavır sergileyen kaç kişi çıkar sizce?

Bu sualin cevâbı, ne yazık ki bizleri hoşnud edecek gibi görünmüyor.
Cevâbın hoş olmayışı, buna evet diyemiyor olmamız; Müslümanların,’’Biz O’na inandık, îmân ettik… O’nun mü’minleriyiz.’’ Demelerine karşılık,bu iddiânın sâdece sözde kaldığının,hayâtımızın kaçta kaçının O’nun hayâtıyla örtüştüğünün açık ve net bir belgesidir.

Fakat, şu husûsu iyice aydınlatmak gerek; şahsî mes’elelerle, topluma, milletin mukaddes saydığı değerlere yapılan hakâret ve iftirâları birbirinden ayırd etmek lâzım.
Yâni, bizim şahsımıza yapılan tecâvüz ve hakâretler karşısında yumuşak başlı, sabırlı olmak bir edeb işidir; fazîlettir, takdîre şâyan bir tutumdur.
Ama iş, bizim şahsımızın dışında… Milletimiz, devletimiz, bayrak ve vatanımız gibi kutsal değerlerle ilgiliyse, işte o zaman aynı yumuşak başlılığı, aynı sabrı göstermek tamâmen yanlıştır. O zaman, arslan kesilmeliyiz.

Nitekim, Hazret-i Peygamber’in hayâtına baktığımızda bu ölçüyü açıkça görüyoruz.

Meselâ, bir gün, ashâbıyla otururlarken, bedevînin biri huzurlarına çıka gelir ve :
—İçinizde Muhammed hanginiz? Diye sorar.
‘’—Muhammed benim!’’der Efendimiz.

Bedevî, Koca Peygamber’in ve onca insanın huzûrunda, ortalık yere çömelir ve büyük abdestini yapmaya başlar.

Adamın bu büyük terbiyesizliğini engellemek isteyen ve son derece sinirlenip kılıçlarına davranan ashâba, Efendimiz engel olurlar. Ve bedevî büyük bir ciddiyetle işini bitirip, çıkar gider. Peygamber Efendimiz, adamın bıraktığı pisliğin üzerine bir kürek toprak atmalarını buyurur.
Orayı temizlerler.
Bir müddet sonra aynı bedevî, tekrar huzûra gelir ve Efendimiz’e der ki:
—Ben, filânca kabîlenin reisiyim. Adamlarım, dışarıda emrine âmâde! Ölün de, ölmeye hazırız. Biraz önce yaptığım terbiyesizliği affet! Seni sınamak istedim. Sen, gerçekten peygambermişsin. Ben de kabîlem de senin dinine girmek istiyoruz!

Ve hepsi Müslüman olurlar.
Bunun üzerine Efendimiz:
‘’—Bakın, der, bir kürek toprağın örteceği bir pislik yüzünden öfkeye kapılıp, bu insanları kaybedebilirdik. Değer mi?’’

Buna karşılık,Peygamber Efendimiz’in elinde kılıçla bizzat savaşması ise,mensûbu olduğu,başında bulunduğu toplumun haklarını ve hürriyetlerini korumak..Müslümanların uğradığı hakâret ve zulümlere son vermek yüzündendi.

Daha değişik bir söyleyişle: Hâkan’ın atını istemek, hanımını istemek başkadır, çorak da olsa vatan toprağından bir parçanın istenmesi başkadır.
Ne diyor şâir:
‘’Verilmeyecek şeyler vardır; Kars gibi, Ardahan gibi!’’

-Nisan 2009/Kutlu Doğum Konuşması(Özet)

PAYLAŞ
Önceki İçerikÎdam Yaftası
Sonraki İçerikFlaş Flaş Flaş

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...