Muhasebe 5

0
217

5.

‘’Ben, babamdan ileri, doğacak çocuğumdan geriyim’’ diyen şâir kim olursa olsun doğruyu söylüyor.Çünkü,bir gerçeği ifade ediyor.Bu gerçek,daha önce dile getirdiğimiz ve aklın durmaksızın tekâmül eden bir cevher olduğu hakîkatidir.Zâten,bunun tersini kabûllenmek,Allah’ın kudretine ve san’atına –hâşâ- eksiklik izâfe etmek demektir.O’nun yarattıklarından hiçbir şeyin birbirine benzemediği bilinir ve aslâ inkâr edilemezken;gene bir ‘’mahlûk’’ olan yâni Allah tarafından yaratılmış bulunan ‘’aklın’’ durgun,statik bir cevher olduğu düşünülemez,söylenemez .İşte bu sebepten dolayı,bizler ana -babalarımızdan..çocuklarımız da bizlerden ileridirler.

Hangi bakımdan?

Akıl bakımından!

Şimdi, gene bir senaryo düşünelim. Diyelim ki, çocuğunuz değişik konularda sizi soru yağmuruna mâruz bırakıyor. Zaman zaman cevap vermekte zorlandığınız oluyor mu? Elbette oluyor. Ama aynı çocuk, bilgisayarla ilgili olarak sizden fazla bilgiye sâhip! Hattâ, siz ondan öğreniyorsunuz pek çok şeyi!

Aklın, dinamikliğine ve her yeni doğan çocukla çok daha ileri boyutlara ulaştığına dâir belge mi arıyordunuz? Alın size belge!

Bu ve benzeri belgelerin ışığında aynı akıl ve idrâkteki çocuğun diğer konulardaki sorularına nasıl cevap veriyoruz? Kendi aklımız ve idrâkimiz seviyesinden mi, yoksa çocuğun aklına uygun olarak mı? Hadis-i Şerîfi şiirleştiren Mehmed Âkif, Peygamber buyruğundaki hikmeti anlamış birisi olarak diyor ki:’’Sen başka bir zamânın adamısın, çocuğun ise daha ileri bir çağın insanı. O hâlde, yavruna dinini öğretir ve anlatırken, onun akıl ve idrâkine göre bir tarz tuttur; eğitimini ona göre ver. Böyle yapmazsan, çocuğunu zorla (geri) bıraktırmış olursun.’’

Nereden, hangi şeyden geri?

‘’O asrın idrâkinden!’’

Çocuk, yaşadığı çağın idrâk seviyesinden geri bıraktırılırsa ne olur?

Kendi yaşıtlarının anlayışından,zevklerinden,inancından..kısaca hayâtın gerçeklerinden gerilerde kalır.Sâdece ‘’yobaz’’ olup,taassuba saplanıp rejim,devlet düşmanı olmaz bu çocuk!Dinsiz de olur,ateist de..sahte ve hükümsüz kalmış dinlere de meyleder,satanistliğe de!

Çünkü, inanma ihtiyâcı, insanın mayasına karılmış bir şeydir; herkes bu ihtiyaçla doludur. Bu ihtiyâcı sağlam ve doğru olarak karşılanmayan çocuk; sahte, sun’î ve yanlış olarak kendisine tatmin yolları bulacaktır. Ama bizde, nedense, yalnızca din câhili olanlara ‘’gerici’’ yaftası vurulur. Hâlbuki, her ikisi de geri kalmıştır ve ‘’gericidir.’’Dinin kabuğunda kalan da, dinden hiç mi hiç hazzetmeyen de aynıdır. Bu iki tip, nerede ve nasıl tanışacak –meselâ- Hazret-i Mevlânâ ile ki; O’nun şu sözü onları sarsıp silkelesin:

‘’Sen, putperestin putunda da Allah’ı göremiyorsan, yuh olsun sana!’’

Yâhut, Hazret-i Ali’nin:

‘’Görmediğim Allah’a tapmam!’’ sözü, iki tip ‘’gericiden’’ sizce hangisinin aklını başından almaz?

Burada şimdiye kadar kendi çocuklarımıza hitâb ederken takınacağımız tavır-üslûp ve akıl seviyesi söz konusu edildi. Fakat, mes’eleyi daha geniş bir çerçevede ele alırsak; gerek dilimiz ve gerekse hâlimiz –yâni yaşayış tarzımız- bakımından bütün insanlara karşı aynı bakış açısıyla muâmele edeceğimizi söylemeye lüzum bile yoktur. Muhâtabımız ister çocuk, ister yetişkin… ister Müslim ve isterse gayr-ı Müslim olsun; bizim hâl ve tavrımız öyle ‘’örnek’’ teşkîl etmelidir ki bize ve fikirlerimize saygı duyulabilsin.

Karanlık suratınız, bu devrin genel giyim-kuşam özelliklerine ters kıyâfetiniz, serâpâ kabalığınız, günlük mes’elelere bakışınızdaki çarpıklık; hayat ve insanlıkla ilgili tutarsız yaşama tarzınızla kime hangi konuda örnek teşkîl edebilirsiniz?

Hiç kimseye!

Yâhut en fazla, kendiniz gibi karanlıkta kalmış zavallılara!

İşte bu, taassuptur; İslâm’la uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ne acıdır ki bugün böyle Müslümanlığın(!) taraftarı çoktur.’’Ben, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.’’ Buyuran Yüce Peygamberimizin mü’minlerine yakışan bir hâlde, ahlâkta, anlayışta değiliz vesselâm!

Yorum yapabilirsiniz...