Mürit ve Murat

2
413

Mürîdin,murâdına olan iştiyâkı,onun yetimliğinin beratıdır.

Mürîdin murâdı,mürşîdidir ve ona duyduğu iştiyak alevi;sevgi ve bilgi ormanından topladığı çalı çırpıyla uyanan ateş çapındadır.Eteğine topladığı çalı çırpı ne çaptaysa, ortada yalımlanan alev de o kadar!

Beratın beratlığı, uyandırdığın ateşin âlemşümûl olmasıyla muhkemleşir. Varlık ve benlik mülkünü yakacak iştiyak alevine mâlik ettilerse seni, bundan böyle cihânı alevler içinde bırakabilirsin.

Bugün böyle mürîd olan, yarın öyle murâd olur.

Mürîd,murâdını bilip tanıdığı nisbette arzular.Bilgi derecesi,o bilgiye vâkıf olduğu andaki yetimlik beratının çapını gösterir.Bu yolda maksadın hâsıl olması için,ille de anasız babasız olma şartı var.Kimsesizlik ve hiçlik şartı âdetâ –bu âdetâ sözü fazla bile- mürîde öncelik kazandırıyor.Anası da babası da mürşîdi olan mürîd nasıl kimsesiz sayılır;yetimlik bunun neresinde,deme!

Mürîd –uyanan murâd ateşi kâinatı yangın yerine çevirecek kadar âlemşümûl olsa bile- dâimâ yetimdir. Değil mi ki O’na Hakk’ı bildiren mercî mürşîdidir; o hâlde böyle bir mürîd, yetimliğini son nefesine kadar sürdüren bir murâddır vesselâm! O’nun beratının beratlığı, buradandır ve âlem halkı, yılda bir gecesini ‘’Berat Kandili’’ olarak yaşarken, O,bu kandili her nefes yaşar.

Halkın yetimliği ile mürîdin yetimliği arasındaki berat farkı, ölü ile diri arasındaki fark kadardır. Zâten bunlardan biri ‘’yaşayan ölü’’dür, diğeri ise ‘’ölü yaşayan!’’Mürşîdin ormanından kucaklayıp verdikleri çalı çırpıyı ateşlemek için, tek yol, o minicik zannettiğimiz ilk kıvılcımı bulabilmektir. Ki hocanın talebesine sunduğu o bir çakımlık ‘’nazar’’ –değil bir kucak çırpıyı- cihanları yakıp kavurabilir. Sen boş ver kuru lâkırdıyı… O kıvılcımı bulmaya bak! Berat dedikleri aslında ondan başkası değil!

Bitip tükenmeyen bir havâî fişek düşün! Gökyüzü, ardı arkası hiç kesilmeyen sayısız ışık kıvılcımı ile rengârenk ve pırıl pırıldır. İşte, mürşid de mürîdine karşı, aynen böyle! Mâneviyat göklerinde bir an –küçücük bir an- bu kıvılcımların bulunmadığını söyleyen çıkarsa, bil ki; yalan söylüyordur. Mürşid, bir Eyyup sabrıyla hep o ân için yaşar. Yâni, her nefesi ve nazarıyla ortaya saldığı kıvılcımları, müridlerinden bir mürîdin ‘’kav’’ıyla buluşturacağı ânı bekler.

Artık,’’kav’’ eskidenmiş, şimdilerde kav’dan çok daha yanıcı ve parlayıcı şeyler var diyorsan; kav yerine istediğin kelimeyi koyabilirsin. Hepsi aynı kapıya çıkar. Esâsen maksat filozof kesilmek; merkep yüküyle kelâm etmek değil! Bu hakîkati kendi gökyüzünde yaşayıp, bilmektir. Sen, benim bu kadar söz etmeme ne bakıyorsun? Kelin merhemi olsa başına çalardı. Hem, ne demiş Hatîce Cenan Sultan’ın Yetimi:

‘’Sırr-ı aşkı söyleyen bilmez, bilen söylemez!’’

2 YORUMLAR

  1. ”BEN SENİ SEVDİM”başlıklı yazıdan sonra elbette MÜRÎD VE MURAD ilişkisi kurulmak iktiza ederdi…AMA MERAKIM ODUR Kİ Mürİt ve Murad arasındaki fark, sınır nerede? Yoksa yokmu… :))Peki YAR İle YAREN’e ne demeli… Yek digerinden ayrılabilirmi? Ayrı mütala edilirse tek başına anlam ifade edermi?

    Muhabetlerimle…..

Yorum yapabilirsiniz...