Musa'dan Mektup Var

0
46

1. İçimdeki ateşe, yolum seninle kesiştiğinde farkında olmadan atıldım.

Farkında olsaydım ne olurdu ki? Aklımı başımdan alacak kadar büyüktü derinliğin.

Küçüklüğünün bilincinde olan bir damla idim, tek arzum, denizinde yok olmaktı.

Yolculuğa çıkarken elime tutuşturduğun Aşkın Elif Bâ’sı idi. İlk önce hecelemeye çalıştım. O kadar sabırsızdım ki, öğrenmeye de bir o kadar hevesli…

Benim talebimdi belki de bu kitabı okumak. Câhil cesâreti ile okumak istediğim bu kitabı bana uzatırkenki mânidar bakışını hâlâ

unutamam. Talep ettiğin şeye dayanabilecek misin? der gibiydin. Hevesimi kırmadan belki de sınandım. Sebâtım ölçüle dursun. Aşkın Elif Bâ’sını öğrenirken çoktan unuttum alfabemi. Artık bildiğim ,okuduğum, sendin. Ne ben okumaktan sıkıldım, ne gönül sayfanda yazılanlar bitti. Bıkmadan, sıkılmadan okudum. Okudukça kavruldum.Kavruldukça içimdeki kötülükler eridi.

Bu kitabı heceledim, seninle seni yazmayı bu Elif Bâ ile öğrendim. Tam kelimeleri cümlelere kattım diye sevinirken bir emir geldi. Beni senden ayıran bu emirdi. Gidiş fermânım yazılınca cümlelerim sessizlikte yok oldu. Dedin ki: aşkın diğer azığı da hasrettir, bu azık yeter sâdık âşıklara… Koltuğumun altına sıkıştırdığın Aşkın Elif Bâ’sı ile yolladın beni sarayından. Daha doyamadım dediysem de, ağlayıp sızladıysam da yolcu yolunda gerekti ve daha önemlisi, emir büyük yerdendi.

Artık yoldaşım bu kitaptı, bir de hasret. Emire olan teslimiyet pişirdi beni. Az gittim uz gittim. Dereleri aştım, kervanlardan geçtim. Yollar taşlı ve dikenli idi. Giderken yaralandım. Dinlenmek üzere karşıma çıkan ilk mekânda konakladım. Tüm ihtişâmı ile karşımda bir saray duruyordu. İçeri girdim. Yolun taşından, dikeninden bu ihtişamın aldatıcılığını anlamalıydım. İçerideki kalabalık Firavun’un sarayında olduğumu söyledi. Yoldaki dikenlerden yaralarım geçmeden, sarayın içindeki dikenler daha şiddetli bir şekilde battı, daha şiddetli yaraları içime bıraktı. Senden uzakta olmak başlı başına imtihanken, bu yetmezmiş gibi, Firavun’un sarayında misâfir olmak düştü payıma. Günlerce ağladım, sızlandım.

—Korkma! Firavun’un sarayında yetişen Mûsâ gibisin, dedin.

Korkmadım, ama burada dikenlerle yaralandıkça daha da büyüdü hasretim. Gönülden sana yazdıklarımla ve Aşkın Elif Ba’sını okuyarak sarayda günlerimi geçirdim. Firavun’un sarayında bambaşka bir dil konuşulurmuş meğer. Onlar konuştukça sustum. Seni içimde sakladım, bu dille kirlenmeyesin diye…

Yıllar geçti, ne ben onların dilini anladım, ne onlar benim dilimi… Arada yanına gelişimi nimet bildim, şükrettim. Seni her gördüğümde aynam bir kez daha sırlandı. Yanından ayrılmamak için yalvardım, yakardım. Emir büyük yerden deyip,tekrar yolcu ettin beni…

Farklı insanlar, ülkeler gördüysem de, her yüzde seni aradım. Sana benzeyen birini görme arzusu ile yolları arşınladım. Yorulduğum yerde, Aşkın Elif Bâ’sını okuyarak soluklandım…

PAYLAŞ
Önceki İçerikBen'i At
Sonraki İçerikYasak Bölgeler Ve

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...