Naat

0
202

Seccâden kumlardı…

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı!

Mescit mü’min,minber mü’min..

Taşardı kubbelerden Tekbîr,

Dolardı kubbelere ‘’âmîn’’!

Ve mübârek geceler, duâlarımız,

Geri gelmeyen duâlardı..

Geceler, ki pırıl pırıl,

Kandillerin yanardı!

Kapına gelenler, yâ Muhammed,

–Uzaktan, yakından—

Mü’min döndüler kapından!

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

İki dünyâda azîz ümmet,

Muhammed ümmetiydi.

Konsun –yine—pervazlara

Güvercinler;…

‘’Hû hû’’lara karışsın

Âminler..

Mübârek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar,Yâsin’ler!

Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi…
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sâhibi…
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyâya gelmeden
Mü’minlerin vardı…
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi,
Âmine’nin emâneti ağlardı.

Hadîce’nin goncası,
Âîşe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün…
Elçi geldin, elçiler gönderdin…
Rûhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyâdan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor…
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar;
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!

Neler duydu şu dünyâda
Mevlid’ine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!

Haset gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği…
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi!

Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!

Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir…
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir!

Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi…
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi…
Günahın kursağında
Haramların peteği!

Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar…
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar…
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!

Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı…
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!

Konsun, yine, pervazlara

Güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın

Âminler…
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

Ne oldu, ey bulut,

Gölgelediğin başlar?

Hatırında mı, ey yol,

Bir aziz yolcuyla

Aşarak dağlar taşlar,

Kafile kafile, kervan kervan

Şimâle giden yoldaşlar?

Uçsuz bucaksız çöllerde,

Yine, izler gelenlerin,

Yollar gideceklerindir.

Şu Tekbîr getiren mağara,

Örümceklerin değil;

Peygamberlerindir,meleklerindir..

Örümcek ne havada,

Ne suda,ne yerdeydi..

Hakk’ı göremeyen

Gözlerdeydi!

Şu kuytu,cinlerin mi;?

Perilerin yurdu mu?

Şu yuva –ki bilinmez,

Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?—

Kuşlarını, bir sabah,

Medîne’ye uçurdu mu?

Ey Abva’da yatan ölü,

Bahçende açtı dünyânın

En güzel gülü;

Hâtıran, uyusun çöllerin

Ilık kumlarıyla örtülü!

Dinleyene,hâlâ,

Çöller ses verir:

‘’Yâleyl!’’ susar,

Uğultular gelir.

Mersiye okur Uhüd,

Kasîde söyler Bedir.

Sen de bir hac günü,

Başta Muhammed, yanında Ebûbekir;

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

Destan yap, ey şehir!

Ebûbekir’de nur,Osman’da nurlar..

Kureyş uluları, karşılarında

Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

Alî’nin önünde kapılar açılır,

Alî’nin önünde eğilir surlar.

Bedir’de, Uhüd’de, Hayber’de

Hakk’ın yiğitleri, şehîd olurlar…

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;

Yerde kalmazdı ruh..kanadlıydı.

Konsun, yine, pervazlara

Güvercinler;

(Hû hû)lara karışsın

Âminler..

Mübârek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar,Yâsin’ler!

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

Yâ Muhammed, yarına;

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

Âdem oğullarına!

Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar!

Na’tini Gaalip yazsın, Mevlîd’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakîkat niyetine
Cenâze namazı kıldıranlar!

Gel,ey Muhammed,bahardır..

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!..

Hacdan döner gibi gel;

Mi’rac’dan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

Bulutlar kanad, rüzgâr kanad;

Hızır kanad, Cibril kanad;

Nîsan kanad, bahar kanad;

Âyetlerini ezber bilen

Yapraklar kanad..

Açılsın göklerin kapıları,

Açılsın perdeler, kat kat!

Çöllere dökülsün yıldızlar;

Dizilsin yollarına

Yetimler, günahsızlar!

Çöl gecelerinden, yanık

Türküler yapan kızlar

Sancağını saçlarıyla dokusun;

Bilâl-i Habeşî sustuysa

Ezanlarını Dâvûd okusun!

Konsun, yine, pervazlara

Güvercinler;

(Hû hû)lara karışsın

Âminler..

Mübârek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’lar,Yâsin’ler!

–Ârif Nihat ASYA–

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.