Ne Bilsinler

2
265

Bülbül, derin bir iç çekti. Çünkü,’’geceleri neden uyanıksın?’’ diye sormuşlardı. Anlatmaya başladı:

Bir gün, sevgilimi uzaktan da olsa görmek istedim ve sessizce yaklaştım. Beni hemen fark etti, o bir goncaydı; hemen açıldı ve nâdîde bir gül oluverdi. Gülümseyip:

–‘’Gel!’’ dedi,’’Yanıma gel, uyumuyorum.’’

Canım çekilivermişti. Koşup, dalına kondum ve ona iyice sokuldum. Öyle hoş, öyle ılık bir koku sardı ki her yanımı; bir dikenin yüreğime battığını ve sıcacık kanımın, gözyaşım yerine aşkıma delîl olarak aktığını, nice sonra fark ettim.

Öylece kala kaldık.

O gece, en güzel nağmeleri söyledim ona. Çektiğim demler, o demlerdi. Sonra gün ışıdı. Hiç ummadığım, aslâ farkına varmadığım bir şeyle karşılaştım; sevgilim ağlıyordu. Bir kaç çiğ tânesi,o güzel yüzünden yuvarlanıp,önce dikene ve oradan da yüreğime değdi.

—İşte, dedi, bu kokuya bayılıyorum; seni beklememin sebebi, buydu!

Ben, koku duymuyordum:

—Hangi koku?

Diye sordum.

—Ciğer kokusu, dedi.

O’nun gözyaşlarının, benim yüreğimden ‘’ciğer yanığı’’ olarak taşacağını ve sevdiğimi hoşnûd edeceğini ben nereden bilirdim?

İşte o günden beri her gece aynı saatleri uyanık geçiririm ben. Bâzıları bunu gülünç buluyor, bâzıları da ‘’sadâkat’’ diye isimlendiriyor. Bense hiç anlamıyorum… Ne diye benim küçücük bir sırrımla böylesine ilgilenirler?

Ama onlar ne bilsinler ki her an o dikenin battığı yüreğimde aynı ılıklığı duymaktayım ve o mukaddes ânın hürmetine uyanık kalmaktayım.

Ne bilsinler?

2 YORUMLAR

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.