Ney

0
236

14.
Yol boyunca öyle çok kervan ve kervansaray gördük ki, şaşarsın. İnsanların simâları gibi

binâlar da hep aynıydı. Ortalık, düğün yeri hattâ mahşer yeri gibiydi. Her bir yolcunun secde ettiği yer, kıpkızıl kan rengiydi, sırılsıklamdı.

Bir ses:

‘’—Gönül yolcusu konaktan hoşlanmaz!’’ dedi.

Baktım,Muhammed İkbal’di bu..devâm etti:

‘’– Hûri, cennet gülistânının köşesinde heyecâna geldi. Dedi ki :

(Bize kimse, dünyânın öbür tarafından bir haber getirmedi. Sabah, akşam, gündüz, gece…

Bunları bir türlü anlayamıyorum. Öldü, doğdu diyorlar, bir türlü aklım ermiyor.)

Bu hûri, bir güzel koku dalgası hâlinde güldalının içine sindi ve bu sûretle düne, yarına esîr olan bu âleme ayak bastı.

Gözünü açtı, gonca öldü. Bir müddet gülümsedi, gül öldü. Nihâyet yaprak yaprak yere dökülmeye başladı.

Sonra, serbest bırakılan ve eski âlemine dönen bu dilberden bir âh yâdigâr kaldı ki; onun adına koku diyorlar.’’

Cesâretimi topladım ve O’nu hürmetle selâmladım. O ise gür ve cesur sesiyle âdetâ içimden geçenleri hızla cevaplandırır gibiydi:

‘’—Herkes sevgiden nasipli değildir. Zâten sevgi de herkesle uyuşmaz. Cihan, bir avuç çamur, gönül de onun mahsûlü. İşte, cihânın bütün müşkülü; bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden çıkıyor. Biz, biri iki görüyoruz. Yoksa, herkesin cihânı, kendi gönlü içindedir.
Aşk nağmesini çalan ney, Âdemdir. Bize sırları açan, Âdemin kendisi, bizzat sırdır.
Cihânı Cenâb-ı Hak yarattı; Âdem, daha güzelleştirdi. Yoksa Âdem, Allah’ın nazîri midir?’’

— ………?

‘’—Her an yeni bir tecellî gösterip duruyor; hayat, bir şekil ve sûret üzerinde karâr etmiyor. Eğer bugünkü şeklin, dün gecekinin aynı ise, toprağında hayat kıvılcımı yoktur. Göğsünün içinde yıldızları aşıp geçecek bir yol vardır. Lâkin sen, kendini tanımıyorsun. Bir kere de tohum gibi, gözünü kendi içine aç ki; yerin altından bir fidan olup yükselesin!’’

—Nasıl?

‘’—Bir kere de kendini kendi ateşinde yak! Gönlünde ne varsa çıkar, ortaya at; nağme olsun, âh olsun, efgan olsun.’’

—Niçin? Ama…

‘’—Eğer, hakîkati aramak uğrunda bir canın yoksa, benim bahçemde dolaşma; ziyân edersin. Ben sana, gülün damarında ne vardır, onu gösteririm. Yoksa, benim bahârım, renk ve koku tılsımı değildir.’’

Rıza Tekin Uğurel

Yorum yapabilirsiniz...