Nihad Sâmi Banarlı Hoca 2

0
24

Nihad Sâmi daha li­se sıralarında iken he­ce ve aruzla şiirler, küçük hikâyeler yaz­maya başlamış, daha sonra kurucuları ara­sında yer aldığı Gençler Mahfili’nde sah­nelenen birçok tiyatro eseri yazmıştır. Bunlardan Kar ve Sevda (1925) manzum, Sular Kararırken (1925) Dumanlı Dağlar (üç perde bir tablo) Bir Ma’bed Yıkıldı (2 perde) Mesud Ölüm (bir perde) Yabancı (iki perde) Son Vazife (bir perde bir tablo), Istırab Yarışı (bir perde bir tablo) ayrıca küçük skeçler ve ko­mediler de yazmıştır. Yazdığı bu piyeslerde de bizzat rol almıştır. Daha sonra 1933’ te Cumhuriyetin onuncu yıl dönemi dolayısıyla açılan müsabakaya iki manzum piyesi ile katılmış yarışmayı kazanan bu iki eser Milli Eğitim Bakanlığınca bastırılmıştır. Kız Mektepleri için yazdığı Bir Yuvanın Şarkısı ve erkek mektepleri için Kızıl Çağlayan birçok okul­da temsil edilmiş ve bu son eser Murad Film tarafından filme alınmıştır. En son olarak da askerlik vazifesini yaparken yazdığı Nakliye Taburu, askeri gazino­larda ve okullarda temsil edilmiştir. Nihad Sâmi bu eserlerde umumiyetle millî duyguları, vatan sevgisini, aşk fedakârlık, fazilet temlerini işlemiştir. Edirne’de ilk hocalığı yıllarında bazı şiirlerini ve hikâyelerini Edirne Öğretmen Okulu ve lisesinde çıkar­dığı okul mecmualarında yayımlamış, gençlik yılların­da yazdığı hikâyelerini ise daha sonra da neşretmiştir. Ancak Bir Güzelliğin Hikâyesi isimli küçük ro­manını Hürriyet gazetesinde tefrika halinde yayımlanmıştır. Bu küçük roman uslûb ve edâ bakımından biraz Reşad Nuri’nin romanlarında görülen içli bir romantizm ile yazılmış olmakla beraber, ana hatları ve işlenişi itibariyle tamâmen şahsîdir. Müellif esere, sırası geldikçe, Türk târihinden, edebiyatından, tefekkür hayâtından çizgiler katmış, Yahya Kemâl’in “Bir Tepeden” şiirinde olduğu gibi Türk milliyetini ve vatanını, târihiyle, coğ­rafyasıyla, bütün ruh ve yurt güzellikleriyle, örf ve âdetleriyle, romanının kahramanı olan bir genç kızın şahsiyetinde toplamış, eserini içli ve ancak gönüllerde yaşayan vefâlı bir aşkın çerçevesinde plânlamıştır. Tefrika edildikten sonra romana eklenen son kısımda ise tasavvuf kültürü tesiri görülür. Eser Mevlânâ’nın bir fıkrası ile bitirilmiştir.

Nihad Sâmi ileriki yıllarda kendisini yalnız ilmî çalışmalara vermiş ve sâdece fikir yazıları, Tenkîd, tetkîk ve sohbetler yazmıştır.

Banarlı, Edirne’de bulunduğu yıllarda halk edebi­yatını merak etmiş, buralarda topladığı Halk Ede­biyatı örneklerini ve bu yoldaki çalışmalarını Edirne halk evi mecmuası olan Altıok isimli dergide yayınla­mağa başlamış, daha sonra bu çalışmalarını ve bazı içtimâi mevzulardaki makalelerini İstanbul’da Atsız, Ötügen, Orhun mecmualarına göndermiştir.

İstanbul’a geldikten sonra devamlı olarak Yedigün mecmuasında makaleler ve şiirler yayınlayan Banarlı bir süre de zamanın genç sanatkârlarına yol göstermek gâyesiyle bu mecmuanın cevaplar köşesini idare etti. Bu arada Ankara’da çıkan Ülkü mecmuasına da şiirler ve makaleler gönderiyordu.

1948 den itibâren Hürriyet gazetesinin Edebî Sohbet­ler sütununda devamlı olarak makaleler yazdı. Ayrıca Akşam, Yeni Sabah gazetelerinde de bilhassa dil hakkında – ba’zen Emin Bayrakdaroğlu imzâsıyla- yazılar ya­zıyordu. Bu sırada ayrıca “Hayat ve Târih” mecmua­sında İslâm Enstitüsü Mecmuası’nda ilmî tarihî ma­kaleleri yer alıyordu. En son olarak vefâtına kadar Meydan Dergisi’nde Kelimeler başlığı altında ilmî edebî, içtimâî makaleler ve bilhassa dil mevzuunda mücâdele yazıları yazdı. Hayâtının sonuna doğru en uzun makalelerini müdürü olduğu “Kubbealtı Aka­demisi Mecmuası”nda yayınladı.

PAYLAŞ
Önceki İçerikGençlerle 4
Sonraki İçerikRamazan Medeniyeti
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...