Nişan

0
353

—Ne olur, fazla bekletme… çabuk gel!

—Uzağa gitmiyorum ki! Meraklanma, hemen gelirim. Hem biliyorsun; şu kısacık ayrılık sırasında beklenen ve bekleyen farksız, öyle değil mi?

—Ama giden, uzaklaşan sen olduğuna göre, asıl bekleyen de ben’im!

Sen, beklenensin!

—Niye kelime oyunlarını bu kadar seversin, bilmem ki? Şu söylediklerine sen de inanmıyorsun, belli.

—Bâri bana mektup yaz… Gider gitmez yaz, olur mu?

—Bunun mümkün olmadığını da çok iyi bilirsin, fakat gene de söylüyorsun işte. Çünkü, mektubum buraya gelmeden, ben çoktan dönmüş olurum. Hattâ, senden, mektup yazacak kadar ayrı da kalmıyacağım.

—Öyleyse, bana senden bir nişan, bir armağan bırak ki; beni sevdiğinden emîn olayım. Hem de senin yokluğunda onunla avunayım.

—Bak sevgilim! Bütün istediklerini verdim… Benden sana nişan ve armağan, gönlümdür. Okuyacağın mektup da o! Sen hâlâ gitmeye gelmeye inanacak kadar toy musun?

Rıza Tekin Uğurel

Yorum yapabilirsiniz...

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.