Olsa Olsa

1
219

ŞÜPHESİZ ki oruç, günün belirli saatleri arasında aç kalmaktan ibâret bir ibâdet değil! Böylesi, olsa olsa ağzın veyâ mîdenin orucu sayılabilir. İnsanın mîde ve ağız gibi ne kadar uzvu varsa, orucun sınırları da aynı nisbette genişliyor ve derinleşiyor demektir. Hele hele insan vücûdunda bir başka organ var ki; oruçlu olması gereken bütün organlara hükmeden, odur… Yâni kalbimiz, yâhut niyetlerimiz ve hattâ sırrımız. İşte bu merkeze de oruç tutturacak bir Ramazan idrâkinden bahsediyoruz.

Her uzvun ‘’oruçluyum’’ diyeceği yâhut insanın her organı için ‘’oruçlu’’ diyebileceği hattâ düşüncelerin bile her türlü kötü ve zararlı şeyi ‘’imsak’’ ettiği bir din olmasaydı dînimiz; ne kadar da sığ, ne kadar da basit ve câhilâne bir İslâm anlayışımız olurdu ve oruç nasıl ruhsuzlaşırdı.

Ramazanda oruç vâsıtasıyla bu idrâke varamamış bir bedendeki ruh, insan aklının alamayacağı derecede mustarip olmalı. Böyle bir insan bedenindeki ruh; diri diri mezara gömülen insandan farksız demektir. Yâni en başta oruç olmak üzere, dînimizin bize emrettiği her ibâdet özü hakkında derinlemesine mânâlar aramayan… Aksine onları basite ircâ eden insan, insan sayılabilir mi ki?

Kendisini insan sayan, fakat gerçekte insan olma vasıflarını hâiz bulunmayan o bedendeki ruh, nasıl azap çekmesin?

*

Yeni bir Ramazanı idrâk ediyor olmak, büyük saâdet… Ama bundan daha mühim olan husus şu; geçen yılın bayram sabahı bırakıp gittiğini vehmettiğimiz Ramazan, aradan geçen zaman zarfında –insanlık derecemizi artırıp artırmadığımız açısından- bizi bu gelişinde nasıl buldu? Eğer ahlâken on bir ay öncesine oranla ilerlemiş ve gelişmiş isek, ne âlâ!

Aksi takdirde, kendimizi kandırdığımızı bilmeliyiz.

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...