Oyun

0
63

İşte sana bir hikâye, ama çocukların okuması mahzurlu bir hikâye:

Güzelliği dillere destan bir dilberle, onu sevenlerden meydana gelmiş bir ordu vardı. Bu ordudan kime sorsan, ona olan aşkının çapını, onu ne derece sevdiğini şöyle açıklardı:’’Delicesine!’’

Evet, herkes O’nu deliler gibi seviyordu ve yanına yaklaşmanın zor oluşundan mıdır nedir, o alımlı dilber, peşinde bir orduyla geziyordu. Günlerden bir gün, o kimseye râm olmayan güzel, sırra kadem bastı. Kocaman bir kapının önünde, sevenler ordusu, kalakalmıştı. Çünkü, kendine has tebessümüyle, sevenlerine bir bakış bakan dünyâlar güzeli; gözlerden gizlenmişti ve dışarı çıkmıyor, yüzünü kimseye göstermiyordu.

Âşıkların gözü yaşlı, dilleri duâlıydı; beklediler, beklediler… Beklediler. Duâ niyâz kâr etmiyordu.

Uykusuzluğun ve gözyaşının kan çanağına çevirdiği gözlerde fer kalmadığı bir gün; ayak sesinden ve kapı gıcırtısından doğan bir ümitle, herkes bakışlarını kapıya yöneltti. Sanki nefesler bile tutulmuş, sükût denilen o muhteşem hükümdârın nevbeti vurulur olmuştu. Yürekler, binbir katlı mehterin kösüydü sanki.

Uzun müddet, ortalığı bu gulgule kapladı. Nihâyet kapıda birileri göründü.

Kalabalık, o âna kadar oynadığı ‘’sükût oyununu’’ işte o anda bozdu, kıpırdadı, kaynaştı.

Geri saftakiler ellerini gözlerine siper edip, ayak parmakları üzerinde biraz daha yükselmeye çalıştı. Önde bulunanlardan bâzıları kendisini yere atıp, şükür secdesine vardı; kulluk ve sadâkatlerini gösterdiler. Aynı anda, kalabalığın ortasından, gerisinden de pek çok kimsenin yerlere kapandığı görüldü. Fakat, kapıda görünen bu güzel, o güzel değildi.

İlk şaşkınlığı atlatanlardan birisi gelip, secde hâlindeki arkadaşını uyardı:

–‘’Kalk! Yanıldık… Bu gelen, O değil!

Yüzünü gözünü kapının eşiği dibinde duranın ayaklarına süren yerdeki arkadaşı, bu îkaza aldırış etmemiş; ağlayıp duruyordu. Diğeri ise onu çekiştirmeyi sürdürdü, hattâ kolundan tutup kaldırdı.

Yerdeki, bir külçe gibi, eşikten âdetâ koparılırcasına kalktı. Başı önünde, öylece durdu. O sırada arkadaşı hâlâ konuşuyordu:

–‘’Baksana! Bu O’na hiç benziyor mu? Senin, kimi sevdiğin belli değil. Her gördüğün güzelin ayaklarına kapanıyorsun. Gerçek âşık, aşkından kolaylıkla vazgeçmeyendir. Sense…’’

— ………………….

Yerden zorla kaldırılan, bu sıkıcı konuşmayı bir müddet daha dinledi. Arkadaşının iğneli lâflarına aldırmıyordu ama, ne zaman ki yanından ayrılıp, kapıdan içeri girmeye niyetlendi, işte o anda dudakları kıpırdadı ve:

–‘’Dur!’’

Deyip, onu kolundan yakaladı:’’İçeri girsen bile O’nu aslâ göremezsin. O,zâten burada! Şu kapıda gördüğün ve başkası zannettiğin güzel, O’nun tastamam kendisidir. Gerçek âşık, sevdiğini her yerde her kılık altında görüp tanır. Bu, O’dur… O da bundan başkası değil!’’

Bu sözleri büyük bir şaşkınlıkla dinleyen arkadaşı:

–’’Sen, deli misin? Kör müsün kardeşim?’’ diye öfkeyle çıkıştı. Beriki, belli belirsiz mırıldandı:

–‘’Evet… O’ndan başkasını görmeyecek kadar!’’

PAYLAŞ
Önceki İçerikHarika
Sonraki İçerikNe İdik, Ne Olduk?

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...