Platonik Aşk

1
420
Kubbealtı Lugatı

Bir zamanlar pek moda olan ve artık şimdilerde sözü edilmeyen -söz edilince de cehâletten dolayı pot kırılan- deyimlerden biri de “Plâtonik aşk”tır.
Sinema ve tiyatro artistleri, mankenler ve şarkıcıların; televizyon yıldızı ve modacıların dilinde hep Platonik aşk sözü vardı. Olmayan kültürleriyle, bu erişilmesi güç aşkı dillerine dolayanlara, dün de bugün de:

“–Nedir, nasıl bir şeydir Platonik aşk?” diye sorsanız, hiçbirinden doğruya yakın bir cevap alamazsınız.

Merhum Nihad Sâmi Banarlı Hoca’ya göre Platonik yâni Eflâtun’a âit aşk anlayışı, İlâhî Aşk’ın ta kendisidir. Ve aşkın en yücesine ismi verilen Eflâtun, kimbilir ne kadar bahtiyardır.

Bugünkü madde ve şekille oyalanma çağında insanlar, ancak vücutlara düşkünlük gösteriyor. İlâhî bir aşk olan Platonik Aşk’ı ise gönüller, hayretle ve hasretle anıyor. Çünkü bugün aşk sözünü öyle ucuz ve kolay kullanıyoruz ki; Plâton’un târif ettiği ilâhî aşkın, geçmiş devirlerde yaşanmış olabileceği bile çok kimseye şüpheli görünüyor.

Bu devrin insanı, seksten başka bir aşk(!) tanımayan… Ruhla ilgilenmeyen, cisimden ve maddeden başka gerçek göremeyen kör bir yaratıktır. Hâlbuki Eflâtun, şöyle der:

(İnsan rûhu bu fânî dünyâya, göklerde uçma saadetini kaybettiği… yâni kanadlarını kaybettiği gün, düşer. Fakat dünyâya düşen hiçbir ruh, geldiği âleme on bin yıldan önce dönemez.)
Merhum Edebiyat Târihçimiz Nihad Sâmi Banarlı, bu konuyu şöyle tamamlar:

‘’Aşk ıstırâbıyle olgunlaşıp, geldikleri âleme dönecek kadar kanadlanabilen ruhların bir kısmı Eflâtun devrinde yaşadılar. Bir nicesi de Mevlânâ’lar ve Yûnus’lar çağında kanadlandılar.

İlâhî güzelliğin; içinde ışık yanan bir kandil gibi, sevdiğinin vücûdunda ışıldadığını gören ve anlayan ruhlar şimdi nerdedir?
Eflâtun, seven iki ruh arasındaki ateş ve ışık akımını da anlatarak şöyle der:

(Ruh, bir güzele baktığı zaman, sevdiğinin güzelliğinden birçok zerrecik de kopup o rûha akar.)
Yâni aşk,’’böyle zerreciklerle dolan gönlün büyük heyecânı, yanışı ve yakışı’’ demektir.

Bütün bu sözler doğru ve güzeldir. Ancak, insan aşkı ile ilâhî aşkı en iyi birleştiren şâir, gene bir Türk olan Fuzûlî’dir. Şöyle söyler:

(Gerçi vuslat günü, tenim bir mum gibi yandı. Fakat bu, senden ayrı yaşanacak geceleri aydınlatmak için, mumun aleve değmesi cinsinden, bir özge yanıştır.)

Evet bu, vücûdun yanarak aydınlanmasıdır. İnsan bakışlarına ve oradan gönül ürperişlerine dolan her ışığın; aslında yanan ve yakılan bir maddeden aksettiğini kim inkâr edebilir?’’

1 YORUM

Yorum yapabilirsiniz...