Samiha Ayverdi 4

0
22
EDEBÎ ŞAHSİYETİ
-Mustafa ÖZÇELİK-
Târihin, onun için çok önemli bir mesele olarak ele alınması ise,problemlerimizin kaynağının geçmişte olmasıyla ilgilidir.
Zira, bizi biz yapan değerler orada gizlidir ve Türk toplumu yaşadığı son olaylarla bir medeniyet ve kültür krizine girmiştir.
Bu krizin çözümünü, pek çok aydın, tümüyle kendimizi red ve batıyı kabul şeklinde ele alırken o, kurtuluşumuzun reçetelerini
tarihimizden çıkarmaya çalışır. Bunu yaparken de özellikle son yüzyılın sağlıklı bir değerlendirmesini yapar.
Tarihi yazmak bir manada İstanbul’u yazmaktır. Geçmiş, bütün değerleri ve güzellikleriyle İstanbul’dadır. Ve bu şehri bu millete
Fâtih armağan etmiştir. Fethin 500. Yıldönümünde onu Fatih üzerindeki çalışmasıyla görürüz. “Edebi Ve Mânevî Dünyâsı içinde Fâtih”
kitabı yayımlanır. Târih, sonradan yazacağı diğer eserlerinde de önemini korumaya devam edecektir.
Sâmiha Ayverdi, böylece roman dışında da eserler vermeye başlar ve çok değişik türlerde eserler verir. Romanın dışında hikâye, hâtırat,
makale, mektup, mensur şiir gibi türlerde de yazar. Fakat t0rij ne olursa olsun eserlerinin ana dinamiği değişmez. Temel eksen aynıdır.
Bu tür çeşitliliğini insanlara değişik biçimlerde seslenme kaygısıyla açıklamak en doğrusudur. Meselâ hikâyeleri ele alındığında bunlarda
romanlarından farklı bir durum söz konusu değildir. Sadece bu türün imkânlarıyla konular, başka bir boyut içerisinde
verilmiş olur. Öte yandan roman asıl türü olduğu için hikâye dalında fazla eser vermemiş , bir eserle yetinmiştir.
Bu hikâyelerde Türk cemiyetinin ve insanının ruh, gönül ve mânâ zenginliği işlenmiş, madde karşısında mânâ öne çıkarılmıştır.
Tasavvuf yine ön plandadır. Zengin bir iç dünya, tasavvufla münasebet, Allah, insan ve tabiat gerçeklerini aşk boyutunda idrak,
ona şairce hassasiyetler de kazandırmıştır. Böyle olması da tabiidir. Bu temâyül, onu şiirin sularına getirmiş, fakat o şiir
yazmaktansa mensur şiir dediğimiz türü tercih ederek, nesirden tamamıyla kopmamıştır.
Bu mensur şiirler, daha yoğun bir lirizmle Allah, insan ve kâinat gerçekliklerini ile getirmektedirler.
Yine, bu eserlerinde anlam yoğunluğu, şiirin imkânlarının kullanılması yüzünden daha fazladır.
Sembolik anlatım da söz konusu olduğu için şerh gerektiren eserlerdir.
Sâmiha Ayverdi, bir fikir insanı olması sebebiyle fikrî ağırlıklı konu olarak ele alan makale ve denemeler de yazmıştır. Bu tür eserleri, onun
târih, kültür ve sanat meselelerindeki tutumunu ortaya koyan eserlerdir. Bu eserlerde çok değişik meseleler ele alınmış olmakla birlikte dil,
Eğitim, kültür, din, sanat vb, konular ağırlıklı plandadır.Yine bu eserler de yer alan konulardan birisi de İstanbul’dur. Onda İstanbul, bir sembol
olarak bizim hayatımızı ve değerlerimizi temsil etmektedir.
Çünkü İstanbul, Türk -İslâm medeniyetinin ulaşabildiği son merhalenin çeşitli görüntüleri ile yüklü bir kültür ve medeniyet şehridir.
Yazarda bunları bugüne taşımak ve bugünkü hayata katmak kaygısı ön plândadır. Hâtıraları da yine bu çerçevede ele alınabilir. Konak hayatı,
İstanbul’a ait sahneler, o devirlere ait şahıs tasvirleriyle mâzinin muhteşem tabloları önümüze getirilir. Yine bu hâtıralar, yazarın çocukluk hayatı,
yetiştiği çevre hakkında da bilgiler vererek onun, nasıl bir ilim ve kültür zemininde yetiştiğini göstermesi açısından önem taşırlar. Bir yazarın
eserlerini yaşadıklarından ayrı düşünmenin imkânsız olduğu hatırlanırsa bunların önemi daha iyi anlaşılır. O, bu tutumuyla sadece şahsi olarak
yaşadıklarını değil, gördüklerini de anlatarak geçmişe ait tabloları yazı diliyle kalıcı yapmayı başarmıştır. Dolayısıyla bu eserler, siyasî ve medenî
tarih açısından önem arzederler. Biyografi ve otobiyografilerin, Sâmiha Ayverdi için hususi bir önem taşıdığını söylemek gerekir. Bu tür eserlerinde
hem kendisi hem de millet için önem taşıyan Yunus, Mevlânâ, Mehmet Akif Ersoy, Dede Efendi gibi şahsiyetler ele alınır. Onların dün ne yaptıkları,
bugüne nasıl katkı sağlayacakları yorumlanır.
Gezi yazıları da onun dünyaya bakışının, gezip gördüğü yerleri yorumlayışının belgeleridir. Bu tür eserlerinde özellikle Balkanlardaki
Türk meselesi üzerinde durulur. Doğu ve batı medeniyetlerinin mukayesesi yapılır. Bu yazılar, Balkanlardaki T0rk mimari eserlerinin varlığını
ortaya koyması açısından da hayli faydalı olmuştur. Mektupları ise onun hususi dünyasının çizgilerini ele verir. Belki de onun bir anne, hassasiyet
sahibi bir mümin, sorumluluk taşıyan bir münevver olarak portresini en iyi yansıtan eserleri mektuplarıdır.
Çünkü, mektup daha hususi ve daha samimiyet gerektiren bir türdür. O, yakın ve uzak çevresindeki yüzlerce insana mektuplarla ulaşarak
hem kendi portresinin çizgilerini ele verirken hem de fikir, görüş, nasihat ve tavsiyelerini anlatmaktadır. Bilhassa tasavvuf disiplinindeki
mektup geleneği hatırlandığında onun bu türe verdiği önemin de sebebi daha iyi anlaşılmış olur.
Samiha Ayverdi’nin edebi gah5malart kitaplarla kalmaz. Devrin önemli dergilerinde ve gazetelerinde çeşitli mevzularda yazılar yazar.
Büyük Doğu, Türk Yurdu, Türk Kadını, Havadis, Hür Adam, Tercüman, Kubbealtı Akademi, Türk Edebiyatı dergilerinde görülür. Bu tutum da
onun aktüel olana uzak kalmayışının bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Sâmiha Ayverdi’nin eserleri konusu, temaları itibariyle mühim
ve hususi olduğu kadar dil ve üsluplarıyla da müstesna bir yerde dururlar. O, Türkçe’nin medeniyet ve kültür değişmeleriyle beraber sıkça
değiştiği devirde yazmıştır. Yaklaşık elli yıllık yazı hayatında Türkçe ciddi meselelerle y0z yüze gelmiştir. Tasfiyecilik, Türkçe’yi
oldukça fakirleştirmiştir. O, bu yanlış yoldan uzakta sağlam bir dil şuuru ve zevkiyle eser vermiştir. Bu yüzden onu dili itibariyle de
müstesna bir yerde görmekteyiz.
Üslûbuna gelince; bir yazar için üslûp sâhibi olmak çok önemlidir. Bu, dile bir mânâda şahsî tasarruf demektir. Ayverdi bunu başarmış bir
yazardır. Dile şahsî tasarruflarda bulunmuştur. Bu yüzden bir ‘‘Sâmiha Ayverdi Türkçesi “nden söz etmek mümkündür. Temel kaygısı mesaj
olması itibariyle Üslûbunu da bu özellik belirlemiş, bilinen edebî türler bu özgün üslûp çerçevesinde yeni bir ifâde imkânına kavuşmuştur.
Bu özellikler çerçevesinde Türkçe, onun dilinde zengin bir anlatım imkânına kavuşmuştur. Cümle yapıları Türkçe’nin geleneksel özelliğine
uygunluk arz eder. Seçilen kelimeler mûsıkî açısından da ele alınmıştır. Yine kullanılan kelime sayısı bakımından çok zengindir. Medeniyet
ve hayatımızı anlatan her kelime ve kavram onda yer alır. Cümleler mânâ bakımından anlaşılır cümlelerdir. Sâdelik, önemli bir özelliktir.
Ama bu, bir basitlik değil, bir sehli mümtenî olayıdır. Öte yandan mânâyı bozmadan sanatlı bir söyleyiş de görülür. Bu da dilin bu manadaki
imkânlarını kullanmak olarak değerlendirilmelidir. Cümleler, metni monotonluktan kurtaracak bir çeşitlilik gösterir.
Yine bütün eserleri, çok akıcıdır. Bu da yazarın muharrik gücünün iman, aşk ve vecd olmasıyla ilgili bir durumdur.
Bütün bunların toplamından ortaya şu çıkar; Sağlam bir Türkçe şuuru ile yazılan bu eserler, hem fikrî yapılarıyla zihnimizi besler, hem
sanatlı söyleyişleriyle estetik ihtiyacımıza cevap verir. Hem de bizi ana dilimizin zenginlik ve güzellikleriyle karşılaştırır.

 

 

PAYLAŞ
Önceki İçerikBalıkçı 7
Sonraki İçerikKendine Gel!
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...