Şaşkın Evladım

0
95

Nasreddin Hoca’yla mânâ âleminde olsun karşılaşmayı,o nur yüzünü böylece görmeyi çok istedim ve bu isteğime hiç ummadığım bir zamanda ulaştım.Evet…

Hiç ummadığım bir şekilde kendimi Hoca’nın huzûrunda bulunca, bir anda gözlerim kararmaya ve kulaklarım uğuldamaya başladı. Genel Başkanının karşısına çıkmış yeni Milletvekili gibiydim.Ellerimi nereye koyacağımı düşünürken,ayağım kilime takılıyor;ikram edilen çayı içerken hiç yapmadığım şekilde höpürdeterek içtiğim için ter içinde kalıyorum vesaire vesaire..

Karşımda gülümseyerek beni seyreden Hoca gâliba bir şeyler de söylüyor ama, hiç birini anlamıyordum. Bu sırada çevresinde üç kişi belirdi ki her biri arslan gibi delikanlıydı, fakat dik dik bana bakmalarından da iyice tedirgindim. İçimden gayrı ihtiyarî ‘’yoksa Nasreddin Hoca da goril mi besliyor?’’ diye geçirdim. Aynı anda da korktum. Çünkü Nasreddin Hoca’nın tekin olmadığını ve içinden geçirdiğin şeyleri bir şekilde anladığını çok dinlemiştim. Neyse ki o sırada kendisine kahve getirmişlerdi de bu tehlikeyi atlattığımı düşünerek rahatladım. Hoca, korkulacak biri değil elbette. Ancak, biraz önce söylediğim gibi, insanın içinden geçenleri bilen ve duyan büyüklerin huzûrunda kötü düşüncelerden sıyrılmış olmak şart!

—Demek, benimle görüşmeyi çok istiyordun dedi.

Ağzımdan belli belirsiz ‘’evet’’ sözü çıkarken, oturduğum yerde şöyle bir kımıldadım. Bunu neden yaptığımı anlamadım ama insan her zaman neyi neden yaptığını biliyor mu ki?

—Bak evlât! Dedi. Senin bir şey anlatacağın yok mâdem; ben sana buradaki gazeteden bir ibretlik haber okuyayım:(Trabzon’lu Ömer Kumaş, dalgınlığını canıyla ödedi. Odun kesmek için bir arkadaşıyla ormana giden Ömer Kumaş (37), önce kesilecek ağaçları tesbit etti. Ardından bir ağaca çıkıp farkında olmadan oturduğu dalı kesmeye başladı. Kumaş dalın kopmasıyla 5 metre yüksekten yere düştü. Hastaneye kaldırılan Kumaş, beyin kanamasından öldü.)(1)

Hoca, bu haberi tebessümle bir güzel okudu ve sonra bana dönerek:

—A benim güzel evlâdım, dedi, bunca yolu boşuna tepmişsin.

–Aman efendim estağfirullah..diyecek oldum;eliyle işâret edip beni durdurdu ve devâm etti:

–Buralara kadar hiç zahmet etmeseydin keşke..Baksana,benim Karadenizli hemşehrilerim benim yokluğumu hiç hissettirmiyorlar;doğrudan Temel’e,İdris’e,Cemal’e gitsen onlar beni aratmazlardı.

Ben,’’hemşehrilerim’’ sözüne takılıp kalmıştım. Tam da ‘’nasıl yâni?’’ diye sormak üzereyken, Hoca devâmla:

—Yâhut da eğer gülünecek bir şey arıyorsan, ülkenizde olup biten ‘’tuhaflıklara’’ bakıver oğlum! Meselâ mı diyorsun? Mardin’de bir köyde katliam oldu; köyün yolu yok. Politikacılar,44 mâsum insanın öldüğü o köye koştular, ama yolu olmayan bu köye, cenâze için(!) gelen bakanlar geçebilsin diye bir anda yol yaptılar. Mâdem bir anda o köye yol yapılabiliyordu, şimdiye kadar durmalarını neye yormalı? Biz gene de hayra yoralım.

Keşke buralara kadar yorulmasaydın. Komiklik arıyorsan, gün yirmi dört saat buna benzer icraat (!) yapan‘’yeni Türk büyükleri’’ne bakıver aslan oğlum. Beni aramana gerek mi var? Haydi, telefon dinleyenlere ulaşamadın; bâri işi WC açılışlarına, mandıra kurdelâsı kesmelere kadar düşüren çok muhterem zevâta da mı ulaşamadın?

Bütün aklımı sana mı vereyim, benim şaşkın evlâdım!

————————————————

(1)Milliyet Gazetesi, 26.3.1996

Yorum yapabilirsiniz...