Sefer-25

0
54

Bir İlâhî kelâmda şöyle buyruluyor: (Kulum bana, en çok nâfile ibâdetlerle ulaşır.)

Rifâî Hazretleri,/Hâletü Ehl’il Hakîkat-i Maallah/ isimli eserinde buyurur ki:

(Peygamberimiz şöyle buyuruyorlar: -O’na salât ve selâm olsun—

‘’Farz namazlardan başka, bir kimse her gün on iki rekât namaz kılsa, Allah, cennette ona bir köşk yapar.’’

Bu Hadîs-i Şerîf, kulları nafîle namaz kılmaya teşvîk ediyor. Çünkü o,insanda Allah’a yakınlık duygusunu geliştirir. Aslnda nâfile ibâdet, irfan sâhiplerinin zâhiresidir; yol alırken bununla gıdâlanırlar. Hak yola böyle varırlar. Bu âlem,’’O’’nun yolunda varlıklarından soyunan kimselerin âlemidir. Nâfil ibâdeti onlar, bu yola ermek için yaparlar.)

Üstte sözü geçen nâfile ibâdeti yalnızca namazla sınırlandırmazsak, meseleyi daha doğru kavramış oluruz. En Başta namaz olmak üzere insanlara faydalı olan her hayırlı ve faydalı iş,’’nâfile ibâdet’’lerdendir. Bu da demektir ki; ipekböceğinin, kendi salgısıyla kendisine koza örüp, orada can vermesine benzer bir hayat tavsiye edilmiyor. Yâhut karınca gibi hep de kendisine çalışmak. Zîra Yüce Peygamberimiz :’’İnsanların efendisi, insanlara en fazla faydası dokunandır’’ buyuruyor.

Demek ki, bir yandan kendi günlük hayâtımızı sürdürürken, öte yandan çevremize de zaman, emek ve paramızdan pay ayıracak; onların maddî-mânevî ihtiyaçlarına koşacağız. Öyle ki; Sâmiha Ayverdi, bu konuda şöyle buyurur:’’Hizmet etmek için bahane ara, bulamazsan îcâd et!’’

Bundan sonra ise, kendimize bir ‘’rehber’’,bir ‘‘dost’’ bulacak ve ona tam uyacağız. Bunu, elbette aklımızla başarabiliriz fakat iş,’’doğru ölçü’’leri yâni prensipleri edinmekte ve peşine düşülecek kimsenin gerçeği ile sahtesini ayırabilmekte!

*

(Yâr, sana şimdi lâzımdır, artık masal okuma.

…Tek başına bir şey yapamazsın. Yâr ara ki, aradığın şey,yârdan gelir. Herkesin ister istemez bir dostu vardır. Hele elinden tutan bir yârin olursa ne mutlu; düşüp kalktığın şu birkaç dost, sana kapı halkasından daha yabancıdır. Elini gönül ipine uzat; ola ki gurûrun alçakgönüllülüğe döner.)(Nizâmî)

*

(Mürşîd-i Kâmil’i arayıp bulmak ve ona bağlanmak, herkese farzdır. Nitekim Allâhu Teâlâ, ‘’Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun’’—Mahl/43—buyurur. Bunun bâtın mânâsı,mürşîd-i kâmili bulup ona bağlanarak,onun izniyle zikre devâm ediniz ve zikir ehli olunuz,demektir.

Mürşîd-i Kâmil o kimsedir ki; sözü özüne uygun olur, kuvvet ve doğruluk sâhibidir. Nitekim Allâhu Teâlâ, ‘’Emrolunduğun gibi dosdoğru ol’’—Hud/112

buyurmuştur.

…Şimdi ey benim canım! Mürşîd-i Kâmil bulmak gayet güçtür. Bir âşık, Mürşîd-i Kâmili bulduğu zaman, onun işi tamamdır. İnsan-ı Kâmil, murâd etse, bir âşığı göz açıp kapayıncaya kadar geçen sürede irşâd edip, Hakk’a ulaştırır.)(Selim Dîvâne, Sayfa:37-38)

PAYLAŞ
Önceki İçerikSohbetler-52
Sonraki İçerikSohbetler-53

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...