Sefer 9

0
229
Kubbealtı Lugatı

‘’Ey lâ mekânım, seni ben çok aradım, çok

Sînemde nihân olducağın tâ bilinince!’’

-?-

Hazret-i Ali, bir şiirinde şu hakîkati dile getiriyor:

‘’Devâüke fîke ve mâ testîr

Vedâüke minke ve lâ tebsîr

Ve tahsebü inneke cirmün sagîrün

Ve fîke inte ve’l-âlemül ekber.’’

Yâni:

(Senin devân, sendedir ama bilmezsin. Hastalığın da yine sendendir, ama anlayamazsın. Sen kendini küçük bir şey sanırsın, bilmezsin ki sende büyük âlem gizlidir.)

*

(Peygamber, insanları ayırt etmek husûsunda,’’İnsan, sözünde gizlidir’’dedi.(Hz.Mevlânâ)

(Ten dediğin ne oluyor? Bir avuç toprak döküntüsü değil mi? İş, kalpdedir kalpte!

Söz ve fikir, kalp sâyesinde değer kazanır. Kalbin kölesi ol ki, sultân olasın; akıl hocası, can hekimi olasın.…Karanlık gecelerde zahmet yükleri taşı, riyâzet yap. Zahmeti çok çekenler, inâyeti de bol bulurlar. Vefâ ehlinden bir mertebeye ermiş olanların hepsi, daha önce meşakkatli yollardan geçmişlerdir. Meşakkat ve ıztırap gıdâsı, Peygamberler için âfiyet sermâyesidir.…Aslan ol, zincirini kır. Mum ol da, kendini yemekten/eriyip tükenmekten zevk al! Iztırâbı, feryatlara yetişen bir ‘İrâde Sâhibi’ dilemiştir.

*

Bir süvâri/yolcu, dedi ki:(Bu meydanda, meşakkatlerin ardında çok rahat gizlidir.)(Nizâmî/Mahzen-i Esrar)

*

(…-Kuşlar- Hüthüd’e,’’Ey iş eri! Bu yolu nasıl aşalım? Böyle yüce bir makamda uçamıyoruz; bizim gidişimizle bu yol biter mi? dediler.Kılavuz olan Hüthüt, o zaman onlara dedi ki:

‘’Âşık olan, canını kayırmaz. Canını terk ettin mi, yol biter. Gönlün, canına düşmandır. Canını terk et, at yola! Canını attın mı, yol biter.

…Meleklerde aşk vardır, dert yok… Dert, adamdan başka bir mahlûkta bulunmaz. Bu yola ayak basan, yolda sebât eden küfürden de geçer, îmandan da!

Senin o küfrünle Îmânın kalmadı mı, şu tenin de yok olur, şu canın da!’’)(Mantîk’el-Tayr’dan)

*

(Küfrü îman,îmânı küfür yerine koymayan tam Müslüman olamaz.Yâni,’’ben’’ demekle kendimize vücûd veriyoruz;halbuki bu vücûd hakîkatte mevhum olduğu için onu var zannetmekle küfretmiş oluyoruz.Fakat mevhum olan varlığımızı atar da,o sûret perdesinin gizlediği var olan aslî hüviyetimizi görürsek,o zaman küfrü îman yerine koymuş oluruz.)(Son Menzil/Sâmiha AYVERDİ)

*

Boşuna dememişler; ‘’Bu yol, belâsı cefâsı çok olan bir yoldur’’ diye… Sınarlar adamı; dostluğunda sâdık mı, değil mi diye!

Şeyh Galip Dede, bize şöyle seslenir:

‘’Ey dil, sen o dildâre lâyık mı değilsin ya

Dâvâ-yı muhabbette sâdık mı değilsin ya?’’

Eğer ‘’muhabbet dâvâsında’’ sâdık olduğunu isbatlarsa; o kimseye, ‘’gel, yakına gel’’ derler.

Bu, aslında şu demektir; ‘’Seviyorum dedin mi, belâya hazır ol!’’

Yâni, bu uğurda, başına ne gelirse gelsin ‘’eyvallah’’ deyip; başa geleni kabûllenmektir ‘’Belâ’’! Yâni ‘’Belî; evet, aldım kabûl ettim’’ diye, rızâ göstermektir. Aşkında, muhabbetinde sâdık olan, sevdiğinden gelen her şeyi severek kabûl etmezse,’’seviyorum’’ sözünün bir hükmü olur mu?

Yorum yapabilirsiniz...