Şehid-i âlâ(!)-2

0
117
Kubbealtı Lugatı

Şu bozuk cümlelerde ne diyordu yazar?
(…Türk ve İslam düşmanı oryantalistlerin, sömürgecilerin ve onların yerli simsarlığını yapan, kişileri putlaştıran sosyalist ümmetçilerin onu devamlı “maceracı” diye karalamaya ve ona saldırmaya çalışsalar da tarih onu hep altın harflerle yazmaya devam edecektir. Onun yaptıkları, ideolojik saplantılarla değil ancak çok yönlü bilimsel araştırmalarla ortaya konulabilir.)

*

Bendeniz, ‘’ne Türk ve İslâm düşmanı oryantalistim’’, ne onların ‘’ yerli simsarıyım’’, ne de –hangi mânâya geldiğini bilemediğim– ‘’kişileri putlaştıran sosyalist ümmetçi’’…

İşte bütün bu sebeplerden dolayı, ‘’onu altın harflerle yazmaya devam edecek’’ dediği târihe şöyle bir bakıyorum. Söz konusu yazar, Enver Paşa hakkında Alman Târihi’ne(!) bakarak kalem oynatıyor olabilir; ben, bir Türküm… Elbette Türk Târihi’ne bakıyor ve gördüklerimi paylaşıyorum:

(…1915 yılının en büyük faciasına gelince, bu, Üçüncü Ordu’nun Sarıkamış Bozgunu oldu. Memlekette ateş bacayı sarmıştı. Cephelerde ise, kan gövdeyi götürürken, Başkumandan Vekîli Enver Paşa, nezâret/Bakanlık sandalyesinden fırlayıp, Kafkas Cephesi harekâtını idâreye gitmiş bulunuyordu. Bu kısa görüşlü ve mâcera düşkünü kumandanı, ok gibi yerinden fırlatan sebep ne idi? Belki Kafkaslar fâtihi olmak hevesi; belki Alman erkân-ı Harbiyesinin emirlerine itaat ruhu; belki de sâdece sergüzeşt/mâcera arzusu idi.

Fakat kara kışta iki yüz bin kişilik aç, çıplak ve teçhizatsız/donanımsız bir orduyu, bütün îkazlara rağmen hücuma geçirmenin, dönüşü olmayan bir yola çıkarmak olduğunu bilmek için ne başkumandan, ne de erkân-ı harb/kurmay olmak lâzımdı. Nitekim öyle de oldu. Şiddetli soğuk; korkunç açlık; bâzı vicdansız ve gaddar kumandanların örülmedik derecedeki idâresizlikleri; işte târihin bu en büyük hâilelerinden/Korkunç olaylarından birini çizdi.

Bir taraftan Enver Paşa diğer taraftan Hâfız Hakkı Paşa ve çete harbini üzerine almış bulunan Bahâeddin Şâkir Bey, peşlerine taktıkları askerleri karlı dağlara, buzlu ormanlara düşürerek, bahse tutuşan çocuklar gibi, Sarıkamış’a doğru koşuya çıkarmışlardı.

Gerçi bu kazanılır bir yarış değildi. Kazanılamadı da. Fakat Almanların bu işte kazançlı çıktıklarında aslâ şüphe edilemezdi. Zîrâ Kafkas Cephesine yığılan Rus kuvvetleri, Almanlara hayli nefes aldırmış ve Alman ordusunun işini kolaylaştırmıştı.

Nihâyet Rus çevirme hareketinin başlaması, geri kalan o bir avuç askerin de bir kısmını şehid, bir kısmını esir ederek, Üçüncü Ordu mevcudunun yüzde doksanının kaybolmasıyla neticelendi.

Vaziyetin vahâmetini anlayan Enver Paşa için artık, tek yapılacak iş, bir yolunu bulup kaçmaktı. Allahuekber dağlarının korkunç ormanlarında seksen bin şehid bırakarak, yollara düştü. Dağılmış birliklere rast geldikde, bu perişan vatan evlâdlarını harb kaçağı diye kurşuna dizdire dizdire İstanbul’a varıp doğruca nezâret/bakanlık sandalyesine oturdu.

Teşkilât-ı Mahsusa/Özel Teşkîlât, bu cephede de bir işe yaramamış; umdukları üzere Rus idâresindeki Müslüman toplulukların hiç birinden herhangi bir yardım gelmemişti.

Sarıkamış hezimeti, Rusların Şark vilâyetlerimize/Doğu illerimize akışlarının başlangıcı olmuş; kısa fâsılalarla Erzurum, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Muş ve Bitlis, düşman tarafından işgal edilmiş ve halk, bir yandan Ruslar’ın, bir yandan da Ermenilerin kılıcından geçirilmişti.)(1)(Devamı var)

(1) Sâmiha AYVERDİ-Türk Târihinde Osmanlı Asırları,Cit 3, s.161-162,Damla Yayınevi,İST.1976.

Yorum yapabilirsiniz...