Seyredebilir mi?

0
37

Bir Güneydoğu Gazisi TV seyredebilir mi?!

Yerine kendinizi koyup bir an düşünün!..

Yirmi yaşında, hayatı tanımadan askerlikle tanışmışsınız, koşa koşa severek gitmişsiniz..

Vatan toprakları saldırı halindedir…

Eşkıyanın namlusuna hiç düşünmeden gövdenizi uzatmışsınız, vatana siper olmuşsunuz.. Alçağın kurşunu, mayını gelmiş bulmuş sizi, kolunuzu, bacağınızı almış götürmüş…

İşte öyle, başlayamadığınız hayatın kapısına bir sakat olarak koyuvermiş sizi…

Asla isyan etmemişsiniz…

Üzgün ama gururlusunuz…

Vatan için can feda, kol bacak ne ki!?.

Tekerlekli sandalye ile, koltuk değneği, protezle ayakta durmaya çalışıyorsunuz ama başınız dimdik..

Vatan toprağına eşkıyayı sokmamışsınız ya, gerisi önemli mi?!. Sizin düştüğünüz yerden nasıl olsa aynı şekilde göğüslerini vatana siper edecekler iş başındadır.. Bu vatanın tepesindekiler de, ruhunu Sevr’e satmış çapulculara pabuç bırakacak değil ya..

Hayata böyle bakıyorsunuz…

Ve TV’nizi açtığınızda ne görüyorsunuz!?.

Size kurşun yağdıran, mayın tuzağı kuran, gerine gerine memlekete çıkarma yapıyor.

Truva atları onları, çiçeklerle karşılıyor.. Gelenler, memleketi teslim almaya geldiklerini söylüyorlar!..

Seyredebilir misinz?!.

Şöyle bir etrafınıza bakıp, “Memleketin sahibidirler, bizim bıraktığımız yerdedirler” diye varlıklarından emin olduklarınızı aramaz mısınız?!.

Elinizin altındaki koltuk değneğini o anda bir tüfek dipçiği gibi sıkmaz mısınız!?

Bu memleketin acıklı halini, yedi kat arşı alada seyreden şehitlerin infial halindeki ruhlarını düşünebilir misiniz?!.

Yerde kalan kanlarına inanamadıklarını izah edebilir misiniz?.

Eşkıyaya sağlanan zafer şenliği ortamının böyle de bir durumu söz konusudur..!

Bu millet çok acılar gördü ama gazisinin başını, düşmanının karşısında boynu bükük düşürecek ızdırabı hiç yaşamamıştı..

Ahmet Türk adlı zat…

Bu adam dün, bütün şu malum matbutta uzun uzun konuşturuldu. (Roj moja ihtiyacı yok, bu matbuat varken..)

Söyledikleri hiç de öyle yenilir yutulur gibi değil..

Bu ülkenin bir milletvekili olmaktan uzak, bir istila hareketinin, işgal ettiği topraklara “şartları” aktaran bir askeri sözcü gibiydi!..

O, “Sayın(!)” abisinin hazırlattığı deklarasyonu, Kandil sözcüsü olarak Türk Milleti’ne dayatıyordu..!

Bir başka deyişle, Kandil-İmralı adına Ankara’ya tehdit parmağını sallıyor ve diyordu ki;

“Bu gelenler teslim olmaya gelmiyor!.. Pişmanlıktan mişmanlıktan faydalanma gibi bir istekleri falan yok. Bunlar temsilci.. Şartları bildirmeye geliyorlar…”

Yani bu adamın dediğine göre, Apo ile diyalog başlamıştır ve gelenler, onun beklentilerini aktarmak için Kandil’den temsilci olarak geldiler..

Yoksa pişman olmuş, teröre sürüklenmiş talihsiz, çaresizler değil..

Ve istiyor ki, onlarla hemen oturulup istekleri masaya yatırılsın!..

Törenlerle karşılanan askeri bir heyettir onlar!.

Nitekim, millete takdim edilen terörist, “milli!” TV’ler aracılığı ile Türk Milletine, kendilerinin teslim olmaya değil, şartları dikte ettirmeğe geldiklerini, meydan okuya okuya ve alkışlar eşliğinde aktardı!..

Hallerini gördünüz..!

Behiç KILIÇ-21.10.2009/YENİÇAĞ

PAYLAŞ
Önceki İçerikEğer Biz..
Sonraki İçerikJön Türkler ve Masonlar

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...