Şeytan Diyor ki

0
107

(Şu günlerin mânâ ve önemine ışık tutması bakımından aşağıdaki hikmet dolu satırları paylaşıyoruz)

Bahriye Hanım, kendisinden şeytan görmüş gibi kaçanlara acı acı gülerek bakar ve konuşmaktan da çekinmez: ‘’Mâdemki herkes bana şeytan huylu kadın diyor, şu halde, benden beklenenleri yapmaktan niçin geri kalayım? Onların kötülük zannettikleri şeyler benim için hiç de fenâlık değildir. İşte şu saf adamın aklını çelerek onu mahallenin en çirkin kızını almaya râzı edenleri bir kenara iterek zavallıya tatlı tatlı yanaşıp,’’Birâder sana acıyorum. İş güç sâhibisin, paran da var. Ne karını boşadın, ne çocuklarını ortaya döktün. Ergin erkeksin. Ne diye mahallenin salak kızıyla evlenmeyi aklına koymuş bulunuyorsun? Vaz geç bu işten. Sana aklı başından aşmış kızlar bulurum, der işi başarır ve adamı kurtarırdım. Ama beri tarafta kız ağlamış sızlamış bana ne? Levm edecekse kaderine levm etsin’’ der ve öylece içindeki şeytan devâm eder:

‘’İşi gücü kapı kapı gezip sürtmek olan pasaklı kadının kaç defa bıçak, makas, şiş gibi tehlikeli eşyâları ortaya koyma diyen kocasına aldırmamış olduğunu gördüğüm için de kadının oğluna hadi şu makası karşıki dolabın anahtar deliğine at bakalım, tutturacak mısın, dedim. Maksadım kadını korkutmaktı. Ama çocuk öyle bir fırlattı ki makas az daha kardeşinin gözüne saplanacaktı… O zaman kadın oğlunun yanağından kanlar aktığını görünce, ‘’Hay kör şeytan!’’ diye bana küfretmez mi? Suç benim miydi? Çocuğa acımasaydım gözünü çıkaracaktım. Kadın, işi o kadar ileri götürmediğime şükredeceği yerde herkes gibi o da suçu bana yüklemek istemişti.

Ben şeytan isem, benden şeytanlıktan başka ne beklenir. Bu senin görüşüne bağlıdır. Neden aklı ve aklın kelâmını dinlemiyor, günâhı suçu kendinde aramıyor da hepsini benim omzuma yüklüyorsun?

Aynaya baktığım zaman sûretimi, şeklimi hiç de beğenmiyorum. Annem bile şu Bahriye biraz daya yüzüne bakılanlardan olsaydı, dediği için güzellere öfkeliyim. Onun için de onları kıskanır ve bir bahane bularak rahatlarını bozmaya uğraşırım. Çünkü ben, şeytanım. Benden bundan başka ne bekliyorsun ki? Bir muzipliğimi görünce suçu hep benim omzuma bindiriyorsun? Huysuz kocasının bağırıp çağırmasını kızıştırmak için bir kova gaz yağını kuyuya döktüğüm zaman, adam karısına: Sen ne patavatsız bir kadınsın. Kazâra ben döktüm diyorsun. Sanki bu işi şeytanlar yapmış, diye bağırıyordu.

Adam karısını çok seviyor,kadın da kocasına hayran. Bana düşen,aralarına fit sokup rahatlarını alt üst etmek vazîfesidir.Peki bunu biliyorsunuz da neden şeytana uyarak yoktan birbirinizi tartaklayıp yaralıyorsunuz? Hiç yoktan kavga edip ağzınızın tadını kaçırıyorsunuz?’’

*

Şeytan devamla: ‘’Size, çok gücüme gitmiş olan acı bir hikâyeyi anlatayım’’ dedi. ‘’Tanıdığım bir adam vardı. Ne âilesi tarafından sevilir, ne kahvehânede kimse yüzüne bakar, hatta ne de sokakta onu selâmlamak isteyen olurdu. Hemen herkes tarafından itilip sevilmemiş bu adam bir gün benimle arkadaş olmak istediğini söyledi. Kendisine: Seninle müşterek hayâtımız sırasında hiçbir hizmetim olmadı, dile benden ne dilersin, deyince: Komşumun sütlü bir Kırım ineği var, öyle çok süt veriyor ki kıskanıyorum. Onu çatlat! cevâbını verdi: Peki ama onu öldüreceğime sana da bol süt veren bir Kırım ineği alayım, dedim. Kabûl etmedi ve bana: Hayır istemem, ne onun olsun, ne de benim! demez mi? Fenâ halde tepemn attı. Bu dereceyi bulmuş haset karşısında donup kaldım ve: Aman birâder, bundan sonra sana arkadaş olamam. Zîra beni fersah fersah geçmişsin. Şeytana ihtiyâcın kalmamış. Sen şeytana hocalık edecek kadar işi ileri götürmüşsün, dedim ve aramızdaki dostluğu bozarak ondan uzaklaştım.

Bilmem ki insanlar neden benden korkarlar? Şeytan olarak vazîfem etrâfımdakileri şaşırtmak, ayrılık tohumları saçarak ara bozmaktır. Peki ama neden bana inanıyorlar da Hak sözü söyleyenlere kulak asmıyorlar? Ortada bir günah varsa, suçlu olan yalnız ben miyim? Asıl günâha tâlip olan onlardır. Hatta sırasında onlar benden de ileri bir nifak ve şikak erbâbı olmaktadırlar. Tıpkı arkadaş olduğum adam gibi…’’ diyerek sözünü tamamlar.

—————————–

(*)Kaybolan Anahtar, Sayfa:244-246 – Sâmiha AYVERDİ

Yorum yapabilirsiniz...