Sil Süpür

0
90

‘’Seni her yere berâberimde götürmeyeceğim; beni rezîl ediyorsun!’’ Diyemem. Hem zâten, ben seni götürmüyorum, sen beni bir yerlere götürüyorsun. Yanı başımda, sağımda, solumda ve dâima önümde giden, sensin!

‘’Beni, neden tâkîb ediyorsun?’’ Diyemem. Hem zâten, sen mi beni tâkîb ediyorsun yoksa ben mi seni,burası meçhûl!

‘’Bu meçhûl, nasıl cevap bulur ve ma’lûm olur?’’ Bilemem.

Çünkü meçhûl nedir yâhut kimdir emîn değilim.Emîn olduğum yegâne şey,senin ma’lûm olduğun.Zirâ bu sualleri bana bir sorduran olmalı..o,sensin!

Haydi,beni bir tâkîb eden yok;ben hayâl görüyorum diyelim.

Peki,benim bir tâkîb ettiğim mutlaka var..o sensin!

Benim, yanı başımda; canevimde birini taşıdığım fikri (zan) olsun, (vehim) olsun. Beni,yanı başında..çok çok uzak yanıbaşında bile olsa bir taşıyan olmalı; var..o sensin!

Altın varağı, bir toz zerresine evsâhipliği etse, yâhut bir toz zerresi altın üzerine konsa; şerefi artan nesne,işte o toz zerresidir.Benimki de aynen böyle bir şeref..kendimi sana âit, sana bağlı saymamdan ibâret bir ulu şeref!

Bir ses:

—Peki, ya bundan sonrası?

Diye sorar gibi..

Bundan sonrasını da, öncesi gibi gene senden dinlemiştim:

‘’Sil süpür dilden sivâyı tâ tecellî ede Hak

Pâdişah konmaz sarâya hâne mâmûr olmadan!’’

Yorum yapabilirsiniz...