Şimendifer Politikası – Sâmiha AYVERDİ

0
769

Avrupa emperyalizmi, “Şimendifer Politikası” adı altında gerçekleştirmeğe uğraştığı siyâsetinin peşinde, durmaksızın devleti tazyik ediyordu. Bu rekabetin netîcesi olarak, 1856’da Aydın – Dinar hattının inşâsına başlanmış; birkaç sene sonra, yine bir İngiliz kumpanyası, İzmir – Kasaba – Alaşehir hattını kurmuş, bir Belçika sermâyesi de, Bursa – Mudanya hattını inşâ etmişti. Mamâfih İngiltere için asıl hedef, Avrupa’yı Hindistan’a, Mısır’ı Elcezîre’ye bağlamaktı. Bunun için de İngiliz diplomasisi, siyâsî emellerini iktisâdî teşebbüslerle perdeleyerek müzâkere ve tedbir almaktan geri kalmıyor, bir yandan da sermâyesine Bağdad, Basra ve Acem körfezinde imkânlar açmağa uğraşıyordu.

Sultan Abdülâzîz, Osmanlı bahriyesini dünyâ deniz kuvvetleriyle hemen de boy ölçüşecek kuvvetlendirmiş bulunuyorsa da, hâlâ son derece geniş cüssesi olan memleket hududlarını muhâfaza ve herhangi bir ayaklanmayı karşılamak ve aynı zamanda zirâî gelişmeyi sağlamak için demiryolu inşâsı hayâtî zarûretti. Dünyânın sür’at ve tekniğe doğru hızla yol aldığı çağ, çoktan başlamış bulunuyordu. Onun için de Garb sermâyesinin teklîf ettiği şimendifer siyâseti, devletin işine geliyordu. Ancak bu talebde iki tarafın menfaatleri birbirinden büsbütün ayrı, hattâ birbirine zıddı. Avrupa, tamâmiyle bir müstemlekeci şuûriyle harekete geçmek ve bu zengin toprakları bölüp, hatları, kendi sermâyesiyle yapmak istiyordu. Osmanlı ülkesi, bu mevzûda da yine Garb emperyalizminin müştereken pençeleştiği bir sahne olmuştu.

Bu arada Almanya henüz Şark Mes’elesi’yle fazla alâkalı görünmüyorsa da, bu, kendi iç mes’elelerini henüz halledememiş ve bütün gücü ile birliğini korumağa çalışmakta bulunmuş olmasının zarûrî bir netîcesi idi.

Buna mukabil, bilhassa son asırlarda büyük bir siyâsî olgunluk ve kifâyete ermiş bulunan İngiltere, dünyânın her tarafına serpilmiş olan menfaatlerini idârede son derece atik; zamâna ve şartlara uymakta fevkalâde mâhir ve çevik hareket etmekte idi. Tabiatiyle Osmanlı ülkesinde kendi menfaatleri nâmına plânladığı hisseyi alabilmek için devleti zaafa uğratan sebepleri hazırlamakta da, diplomasi hünerinin bütün ince hesaplarına sâhipti. Şu da var ki yine aynı devlet, imparatorluğun inkırâzı tehlikesi baş gösterdikçe, menfaatine uymayan bu netîceye mâni olmak yolunda da siyâsî nüfûzunu kullanmakta tereddüd etmiyordu.

Osmanlı ülkesinde şimendifer siyâseti ilk adımlarını atarken,şüphe yok ki bu işte aslan payını isteyecek devlet, İngiltere olacaktı. Zîrâ açık denizlere çıkış yolu gözleyen Rusya’nın devamlı tazyîkine karşı, Moskof emellerini Hindistan’dan uzaklaştırmak lâzımdı. Fakat Rus emperyalizmini yormak ve oyalamak için bu da kâfî değildi. Onun için de Kafkas millî hareketini destekler oluverdi. Bu sûretle de Yakın ve Ortaşark mes’elelerinde Türk menfaatlerine müzâheret etmek gibi jestlerle,Moskof emellerine açıkça kafa tutmak yoluna gitmesini de bildi. Meselâ 1854 Kırım muhârebesinde Fransa ve Sardunya’nın da ittifâkiyle Rus hezîmetini hazırlayan yardımlaşmaya,bu hareketlerin en ehemmiyetlilerinden biri denebilir.

Ama, siyâsî havanın esintisi karşısında hassas bir fırıldak gibi sağa sola dönen İngiliz politikası, hiçbir zaman tek istikamette kalmamış ve menfaati îcâb edince de imparatorluğun can düşmanı oluvermiştir. Bilhassa XIX. Asır sonunda, İngiliz dış politikasının mihveri birden değişerek Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması husûsunda, bir zamanlar Rus teklîfi olarak İngiliz siyâsî çevrelerine sunulan taksim projeleri, şimdi İngilizler tarafından Ruslar’a teklîf olunuyordu. O zamanlar bunu kabûl etmemekte menfaati bulunan İngiltere gibi, şimdi de Ruslar, ellerini Uzakşark’ın kanına boyamış olduklarından, oradaki işleri bırakıp,bu tarafa dönmeğe henüz pek hevesli görünmüyorlardı.

Sâmiha AYVERDİ – Türk Târihinde Osmanlı Asırları

Yorum yapabilirsiniz...