Sınanmak

0
36

Genç adam, gözünde büyüteci ile tezgâhının başındaydı ve saat tâmiri ile uğraşıyordu. Ama bu işi başaracağına inancı olduğu da söylenemezdi. Zîrâ her ne kadar saatçi ise de şu anda yalnızca bedeni saatçilik yapıyordu. Aklı, fikri bir çift siyah gözdeydi. Kâh cımbız elinden kayıyor, kâh zembereği yuvasına oturtamıyor; sinirlenip kızıyor ve ahlar oflar birbirini kovalıyordu.

Arkadaşı ise bâzen caddeden gelip geçenleri seyrediyor, arada bir de havadan sudan konuşuyordu. Onun da dükkân sâhibi Ahmet Usta’nın iç dünyâsındaki yangınla ilgilendiği söylenemezdi.

Son aylarda Ahmet Usta’ya öyle bir hâl olmuştu ki, yemesi içmesi gitmiş, çalışmasından hayır kalmamış; Nasreddin Hoca’nın hindisi gibi kara kara düşünür olmuştu. Hasta denecek derecede mûsıkîşinastı, Kanun çalıyordu. Ama son zamanda onu da eline almamaya başlamıştı. Şu, dükkânın biraz ötesinde akıp giden Kapan Deresi gibi, birisine gönlünü kaptırmıştı vesselâm.

Ancak,’’tavşan dağa küsmüş, dağın haberi yok’’ hesâbı, sevdiği kızın bu kapıştan hiç mi hiç haberi yoktu.

Ahmet Usta’nın bütün arkadaşları, bu gönül işinden haberdardı fakat o,asıl haberdar olması gerekene içini açamıyordu. İşte, şimdiki ahların ve ofların ard arda gelişi de bundandı.

Ahmet Usta, kimbilir kaçıncı defâ tekrarladığı oflardan birini daha ortaya fırlatınca, arkadaşını kızdırdı:

—Ne oluyorsun yâhu? Amma da uzattın ha!

—Yanıyorum ağabey, yanıyorum!

Bu cevâbı alan arkadaşı, oturduğu yerden kalktı; elinde yanar vaziyette tuttuğu sigarayı Ahmet Usta’nın öne eğilmiş başı sâyesinde çok müsâit bir hâl alan ensesine bastırıverdi. Âdetâ sigara tablasında söndürür gibi, sigarayı sağa sola döndürüyor;

Ahmet Usta ise acıyla kıvranıp peşpeşe feryâdı basıyordu.

İki eliyle ensesini tutan ve gözlerinden yaş boşanan saatçi, dayanamamış, ağlıyordu:

—Buna eşek şakası derler! Ne biçim adamsın?

Diye bağırdı.

Arkadaşı, onu ciddiye almaksızın karşılık verdi:

—Haydi, ordan be… Şaka yaptığımı kim söyledi? Tamâmen ciddîyim. Aylardan beri başımın etini yiyorsun. Sen, sahtekârın birisin oğlum!

—Ne yaptım ben sana?

—Daha ne yapacaksın? Eğer o kızı gerçekten seviyor olsaydın, kendim gidip isteyecektim. Kuru lâf seninki…

—Sen ne anlarsın sevgiden sanki…

–Anladım bile!..Bir de kalkmış ‘’yanıyorum’’ diyorsun.Eğer hakîkaten yanıyor olsaydın,sigaranın yanığından bu kadar bağırıp çağırmazdın.Yalancının tekisin sen!

—Sen meğerse hastaymışsın, şimdi iyice inandım… vallâhi delilik belirtisi bunlar!

Saatçi, böylece sövüp sayarken, arkadaşı:

—Sus, sahtekâr! Aşk diye, kızcağızı şehvetle kazıklayacaktın. Seninki gerçekten aşk olsaydı, sigaranın ateşi vız gelirdi.

Dedi ve kapıyı çarpıp, çıktı.

PAYLAŞ
Önceki İçerikHikmetler 16
Sonraki İçerikHancı'dan
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...