Siyonizm İşbaşında

0
220

1. SİYONİZMİN SİYÂSET SAHNESİNE ÇIKIŞI-1

Sultan Aziz devrinin iç ve dış muhâsebesi gözden geçirildiği zaman, memleket menfaatlerini şahsî dert ve dâvâlarından üstün tutan devlet adamlarının yokluğu, ilk plânda göze çarpar.

Hattâ bu arada Pâdişah,dehâ ölçüsünü hâiz bir idâreci dahî olsa idi,böyle bir kadro ile iş görmesi tasavvur edilemezdi.Kaldı ki daha saltanatının ilk adımında,vükelâsının kararlarını bozmak gibi müdâhaleci bir siyâsetten uzak kalarak,bu kararları kabûl etmeyi,kendi salâhiyetlerini kullanmağa tercîh etmiş bulunuyordu.

Ancak, merkezî kuvvetin gevşek tutumu ve idârenin küçük politikacılar elinde bir rekabet ve siyâsî güreş meydanına dönmüş olması, nihâyet bu çatlaklardan sızan inhilâl ettirici mikropların büyük bir kolaylıkla bünyeye hâkim olmasını mûcip olmuştu. Pek tabîi ki bu zehirleyici bakterilerin bir kurban vermesi lâzımdı. O da, kendileri için muzır gördükleri pâdişah olacağa benziyordu.

Sultan Aziz devrinin blânçosunu gözden geçirirken bizce mühim olan, dış siyâset canbazlarının oyunları bir tarafa, iç siyâseti avucunun içine almış bulunan bu tehlikeli mikrop üreticilerin bir umûmî hücûma geçme kararları idi.

Esâsen memleket, sürüncemeli bir düşkünlük devresinin buhranları içinde bulunuyordu. Bir tarafta, yüklendikçe yüklenen Rus baskısına karşı idârenin Moskof aleyhtarlığı ile tanınmış ricâl eline geçmesi, Bulgar isyânı ile netîce vermiş, bir yandan da iç siyâsette yarattığı keşmekeş, pusuda bekleyenler için aranan fırsatlardan biri olmuştu. Diğer tarafta ise, Berlin’de toplanan Rusya, Almanya ve Avusturya imparatorlarının Şark Mes’elesi üstündeki görüşmeleri, hem iktisâden kanını emdikleri, hem de Avrupa muvâzenesi için siyâsî bütünlüğünü lüzumlu gördükleri devleti, bu Garblı kodamanlar elinde, tam mânâsiyle bir şamar oğlanına çevirmişti.

İşte bu sebeple çeşitli krizler, fırsat kollayan Siyon menfaatlerinin tam müdâhale edeceği zamandı. Nitekim masonik teşekküllerin perdesi arkasında kararlarını vatan evlâdlarının elleriyle tatbik alanına getirebilen Siyonist emeller, bu tehlikeye karşı uyanık bulunan Sultan Aziz’i devirmeğe mecburdu. Gerek iç, gerek dış siyâsetin aksayan taraflariyle hoşnutsuzluk içinde bulunan münevver sınıfın ve devlet adamlarının arasına sızıp yerleşerek bunları meşrûtî idâre fikri etrâfında yapılacak bir harekete meyl ettirip hazırlamak en çıkar yoldu.

Sultan Aziz devrinin ilk yıllarında, bu tehlikeyi bütün dehşet ve açıklığı ile görüp önüne durmuş olan bir Âlî Paşa vardı. Basîretli, uyanık ve uzağı gören bir devlet adamı olarak, su kaılmamış millî-siyâsî gücü ile, Yahudi oyununa gelip çürük tahtaya basmakta olan mmleket münevverlerine göz açtırmıyordu. Fakat ne yazık ki selâmeti, sâde – suya bir meşrûtiyette zanneden devrin inkılâpçı münevverleri, başta Nâmık Kemâl’ler,Ziyâ Paşa’lar,bu metîn ve kaya gibi sağlam adama ağız dolusu küfürler savurarak,en ağır ve ulu orta hücumlarda bulunuyorlardı.Halbuki,Garb’ın politika âlemi ise,her yeri delik deşik devlet sefînesini mahâretle idâre eden bu usta kaptana sonsuz takdir ve hayranlık hislerini ifâdede kusûr etmiyorlardı.

***

(Türk Târihinde Osmanlı Asırları-Sâmiha AYVERDİ)

Yorum yapabilirsiniz...