Sohbetler 5

0
62

Meclisten birinin, akıl ve ayna, insana doğruyu söylemezmiş, diye bir söz işittim demesi üzerine:

–‘’Ayna hakîkatin tâ kendisidir. Yalnız doğruyu söyler. Akıl da öyledir. Fakat aklın nefsânî kısmı değil. Akıl da ayna da hakîkati aynıyla gösterirler. Sen şimdi başına bir çıngırak taksan da aynaya öyle baksan, seni, filân olduğun için başka türlü mü gösterir?

Ayna ve cilâlı olan hiçbir şey yalan söylemez. İster taş, ister demir olsun, parlak ve cilâlı bir cisim, dâimâ hakîkati göstericidir. Senin şu iftirâ ettiğin mâsum,bîçâre aynayı yere atıp yüz parça etsen,yüz parçasından da hiç şüphesiz kendini görürsün.Bundan daha büyük doğruluk mu istersin?

Deryâ olunca nefes

Paralanınca kafes

Tâ kesilince ses

Çağırırım dost, dost!’’

***

—Her ihtiyâcın üstünde olan aşk ihtiyâcına neden herkes aynı ölçüde arzûlu ve istekli olmuyor?

–‘’İlâhî saltanatın zuhûru zıtlar iledir de onun için. Her ihtiyaç da istîdat ve kabiliyete göredir. Meselâ İstanbul vilâyetini aşk farzedelim. Bu vilâyetin vâlisinden en küçük memuruna kadar her kademede birçok hizmet erbâbı mevcut. Defterdarı, muhâsebecisi, husûsî kalem müdürü olduğu gibi, belediye memuru,polisi,jandarması hattâ süprüntücüsü de var.Kendilerine göre birer mevkie ve isme sâhip olan bütün bu kadro,hep aynı vilâyetin lüzumlu elemanları.Fakat bunların hepsi birden,vâlinin muâvini olmak isteseler,bütün kalabalığın vilâyet merkezinde toplanması ve aynı işi yapması lâzım geleceğinden,teşkîlat ve nizam derhal alt üst olmaz mı?

Halbuki bunların hepsi de aynı vilâyetin veya aşağı kademeden vazîfelileri, memurları. Yâni o merkez etrâfında hisselerine ve liyâkatlarına düşen tecellîye sâhip âşıklar… fakat o merkezin, kendi ihâta ve kudretine göre uhdesine vermiş olduğu derecede kalmaya mecbur. Tâ ki çark dönsün, nizam bozulmasın.

Bunun gibi herkes de ilâhî aşka nedîm olmayı istese dünyâdan maksut hâsıl olmaz ve Hakk’ın saltanatı zuhûra gelmezdi.’’

Yorum yapabilirsiniz...