Sohbetler 9

0
203

İslâmiyet’te olan kolaylıklardan bahsedilirken:

-“Dînimizde güçlük yoktur, zorlama yoktur. Resûlullah Efendimiz yumuşaklık ve müsâmaha üzre gelmiştir. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de; Biz sana Kur’ân’ı eziyet olsun için değil, Allah’tan korkanlara vaaz ve nasîhat için gönderdik buyuruyor.

Meselâ, namazların bâzı sünnetleri müekkededir, bâzıları ise gayr-ı müekkededir. Yâni terkolunabilir. Hattâ meselâ sabah namazını yetiştirmek için eğer vakit pek dar ise, yalnız farz bile kılınır. Allah onu da kabûl eder. Dediğimiz gibi dînimizde güçlük yoktur.”

***

İngiltere’de Nicholson isminde bir ilim adamının dokuz senede üç cilt Mesnevî-i Şerîf tefsîr etmiş olduğundan, tamamlaması için de daha pek çok yıllara ihtiyaç duyulduğundan bahsedildi.

–” Bu zât, en aşağı yirmi sene araştırma ve incelemeden sonra ancak tefsîre başlamış demektir. Sonra da bir o kadar daha bu işle meşgul olup uğraşacağına göre kendini, tamâmen meslek edindiği bu işe vermiş oluyor.

Eğer bir mânevî zevk duymamış olsa, bunca intihap edilecek meslekler arasından böyle bir iş seçip onunla meşgul olur muydu? Cins cinsine meyleder, hükmü, hisler ve zevkler hakkında da geçer. Şimdi bu zâta nasıl olur da Müslüman değildir deriz? Bu bir müslümandır hem de gerçek bir Müslüman.”

–Bu zat, bütün ömrünü tetkik ve tefsîre hasr edeceğine, o ilmi bir kâmil insan’dan bir mânevî tefsirciden öğrenseydi belki daha kestirmeden gitmiş olurdu.

–“Niçin her şeyin hakkını vermiyorsun? Bu adama da tecellî oradan gelmiş. Hem, herkesin derecesi de bir olamaz. Öyle yükseklere sıçramayın!

Esâsen bu zâtın böyle bir işe sarılmış olması, kendi derecesinin hakîkatini araştırması demektir. Hadîs-i Şerîf’te: Kim ki arar ve aramasında ısrar ederse bulur! Buyrulduğuna göre, bu adamın emekleri de aramak demektir. Elbet Allah mahrum etmez.

Bir gün Resûlullah(s.a) mescitte otururlarken bir kırlangıç kuşu, ağzında bir çamur parçasiyle içeri düşmüş ve bir sayha koparmış. Efendimiz, yanında bulunanlara: Biliyor musunuz kuş ne diyor? Demişler. Buyurun yâ Resûlallah! deyince Efendimiz:

Bu kuş: Ben Kızıldeniz’i bu çamur ile örtmek istiyorum, olabilir mi? Diyor. Tabiî olamaz. İşte insanların, yâhut bütün âlimlerin kusur ve taksîrâtı da, Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti deryâsına nisbetle bu çamur kadardır. O rahmet deryâsı her şeyi kaplamıştır, diyor, buyurmuşlar ve bunları söyledikten sonra da gözlerinden yaşlar dökülmüştür.

Bunun gibi, kul da Hakk’ın rahmet deryâsından ümîdini kesmemelidir. Şahların kapısından me’yus olma! Kerîmler ile berâber olanlar için işler kolaydır.

Ârâbînin biri Resûlullah’a gelmiş: Esselâmü aleyküm yâ Resûlallah! Cenâb-ı Hak kullarını cezâ gününde hesâba çekecek mi? Demiş. Evet, buyurmuşlar. Kendini de çekecek mi? Demiş. Yine: Evet! Buyurmuşlar.

Bunun üzerine Ârâbî gülmüş, Resûlullah da gülmüş.

Sözün irfan noktası, Hak’tan başka mevcut olmadığından kimin kimi hesâba çekeceği keyfiyetidir.”