Somuncu Baba

0
63

Gönül dünyamıza 14. yüzyıldan ses ve ışık verenlerden birisi de Somuncu Baba diye şöhret bulmuş olan Hamıdüddin Aksarayî’ dir. Yaşadığı devir, Osmanlı’nın Anadolu ve Balkanlar’ da kökleşmeye çalıştığı zaman dilimidir. Ailesi Kayseri’lidir. Gençlik yıllarında çağının bilgilerini öğrendi. Babasından belli bir tasavvuf eğitimi almışsa da, istediği kalb huzurunu ve manevi tatmini bulamamıştır. Bunun için uzun süren yolculuklara çıkar. İlk durağı Şam olur. Şam, o devirde İslam dünyasının ortak kültür merkezlerinden biridir. Orada tasavvufi tecrübelerini geliştirir, çok sayıda maneviyat önderiyle görüşür, fakat bir türlü aradığını bulamaz. Gönül tellerinin ses verebilmesi için kendine uygun frekansı yakalaması gerekir. Bu da bir vakit, saat ve nasip işidir. Kendisine bu konuda Alaeddin Erdebîlî’yi haber verirler. Onunla buluşmak üzere Tebriz’ e gider. O sıralarda yeni gelişmekte olan Konya, Bursa, Şam, Tebriz gibi Azerbaycan’ daki Erdebil de önemli irfan ve kültür merkezlerinden idi.

Ebu Hamid, Erdebilli A1aeddin’in yanında arzu ettiği manevi olgunluğa eriştikten sonra, velayet ve irfan emanetini Anadolu topraklarına taşımak üzere görevlendirilir. Osmanlı Devleti’nin filizlenip güçlenmeye başladığı bir dönemde bu harekete katkıda bulunur. Fetihler, ilerleme, medeniyet ve yükselme; ruhi manevi bakımdan güçlü ve sağlıklı insanların eliyle gerçekleşir. İşte Somuncu Baba ve benzerleri, bu önemli hizmeti görmüş, insanların gönül dünyalarını imar ve inşa etmişlerdir.

Hamıdüddin tanınmaktan, reklam ve şöhretten hoşlanmayan biridir. Çevresine manevi ilimler ve irfan saçarken, elinin emeğiyle geçinmeye önem verir. O dönemde, Osmanlı başkenti olan Bursa’ya gelip yerleştikten sonra, ekmek yapımıyla meşgul olur. Geceleri, hamur karıp fırında ekmek pişirir. Sabahları ise çarşı pazarda, “Mü’ minler, somunlar … ” diyerek o ekmekleri satar. Mübarek elleriyle hazırlayıp pişirdiği ekmeklere çok rağbet olur. Halk kendisine “Ekmekçi Koca” veya “Somuncu Baba” ismini takar.

Pişirip sattığı ekmeklerle mideleri doyururken, eğitim ve irşadıyla da gönülleri uyandırır. Esasen bu iki alanda ayırım da yapmazdı. Hamur kararken, fırını ateşleyip hazırlarken, ekmek pişirirken; zikirde bir derviş, duada bir mü’min kadar kendinden geçerdi. Gözleri incelir, yüzünü huzur ve hafiflik kaplardı. Hamurun, fırın ateşinin, pişirmenin kıvamını ve inceliklerini bildiği kadar insan eğitiminin sırlarına da vakıftı. .

***

Yıldırım Bayezid 1396 yılındaki Niğbolu zaferinden sonra, Bursa Ulu Camii’ni yaptırmaya başlar.1400 senesi Mart ayında bir cuma günü açılış yapılır. Padişah ilk hutbeyi devri n büyük şahsiyetlerinden Emir Sultan’ın okumasını isterse de o: “Efendim” der, “şehrimizde manevi bakımdan çok üst seviyede olan Somuncu Baba varken açılış hutbesini onun okuması münasip olur.”

Zorla da olsa bu görevi kabul eden Somuncu Baba hutbe konusu olarak Fatiha suresinin açıklamasını seçer vebu sureyi yedi türlü tefsir eder. Bu yorumlar dıştan içe, zahirden batına doğru gittikçe derinleşir. Bilim, kültür ve irfan seviyelerine göre herkes bir şeyler anlar.

O zamana kadar Somuncu Baba’yı veya onun manevi derinliğini bilmeyen halk, namazdan sonra onunla görüşüp elini öpmek için hücum eder. Menkıbeye göre, hikmet-i Hüda, Somuncu Baba, caminin üç ayrı kapısından aynı amanda birden çıkmak kerametini gösterir. Bu olaydan sonra şöhreti artınca rahatsız olur. Çünkü bu tür insanlara göre “şöhret afettir”. Nihayet Bursa’yı terk eder. Şam’ı Mekke’ yi Medine’yi ziyareti müteakip 1403 yılında Aksaray’a gelir ve oraya yerleşir. Hamıdüddin Aksarayı diye anılmasının sebebi budur. Kalan ömrünü Aksaray’ da tamamlar ve 1412′ de vefat eder. Kendisi bir başka büyük arif olan Hacı Bayram Veli’nin şeyhidir.

Somuncu Baba’nın bir ilahisinde şu dörtlükler yer alır.

Bu mısralarda gönül dünyalarını imar edip zenginleştirenlerin dilinden şöyle denir:

Diriyiz daim ölmeyiz

Karanularda kalmayız

Çürüyüp toprak olmayız

Bize leyl ü nehar olmaz.

Bizim gülşendeki güller

Dururlar taze solmazlar

Hazan olup dökülmezler

Zemistan ü bahar olmaz.

Şarab-ı aşkı çün içtik

Feragat mülküne göçtük

Yanıp aşkınla tutuştuk

Bize tahrîk-i bal olmaz.

Bırak ey Hamida van

Görem dersen sen ol yan

Göricek ol tecellayı

Ondan özge kemal olmaz.

______________________________

(*)Prof.Dr.Mehmet Demirci,Gönül Dünyamızı Aydınlatanlar

PAYLAŞ
Önceki İçerikAhmet Eflaki
Sonraki İçerikSüleyman Çelebi

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...