Soyun ve Yürü

0
180
Kubbealtı Lugatı

II.

Beni, kovalayan Tellâl, nihâyet bir çıkmaz sokakta kıstırdı.

Onu, bir yerden tanıyor gibiydim. Sesi, emrediciydi:

‘’—Abdestini al!’’ Dedi.’’Düş peşime!’’

Farkında olmadan çıkıştım:

—Sen de kimsin?

“’—Ben rehberim..Daha doğrusu senin rehberinim;seni Han’a götürmeye geldim.Yürü! Soyun ve yürü!’’

—İyi ama dedim, böyle apar topar gitmenin ne âlemi var? Hem, pılı pırtımı yanıma almadan nasıl giderim? Sonra, azık…

Sözümü kesti:

‘’—O senin değer verdiğin pılıyı pırtıyı, azığı lokmayı; Han’ın artıklarıyla geçinen aç köpeklere versen, onlar bile almaz. Neyine gerek? Sen soyun ve yürü!’’

–Canım..soyunmayı nereden çıkarıyorsun?Beni âlem halkına rezil mi edeceksin?

O sırada dağı taşı inleten..börtü böceği ürküten..yedi kat göğü titreten bir nidâ geldi.Ki,kıyâmet koptu sandım.Yâhut da Nuh Tûfânı koptu:

‘’Âr u nâmûsun bırak, şöhret kabâsından soyun!

Giy melâmet hırkasın kim, ol nihân etsin seni!’’

Bu sesi duydum sandım.

Meğer, kulakla duymak, hiçmiş.

Ve zaman nasıl boşa geçmiş.

Zaman mı dedim? O da neymiş?

Geçip giden, ömürmüş!

Başladım soyunmaya…Ne de çok esvap varmış..çıkar çıkar at!Attıkça giyindim,giyindikçe attım;yıllar tükendi,onlar tükenmedi.

Benim üryan kalmam mümkün değil mi?

Başıma dikilen rehber de ‘’soyun!’’ diyor, başkaca lâf bilmiyor sanki:

‘’Niceler tâc ü taht ü mâl ü mülkten

Geçip üryân olupdur aşk elinden!’’

Yorum yapabilirsiniz...