Su Alan Gemi

0
86

Dîvan Edebiyâtı’nda roman yok. Niçin olsun?

Batı’nın ilk romanlarından biri ‘’Topal Şeytan’’.Kahraman,evlerin damını açar,bizi yatak odalarına sokar.Roman başlangıcından îtibâren bir ifşâdır(teşhîr).Osmanlı’nın ne yaraları vardır,ne yaralarını teşhîr etmek hastalığı.Hikâyeleri ya bir cengâveri ebedîleştirir,ya ‘’hisse alınacak bir kıssa’’dır.

Romanın burjuvaziyle doğduğunu söylerler. Burjuvazi Avrupa’nın imtiyâzı, daha doğrusu yüz karası. Bir kelimeyle roman, başka bir dünyânın, başka bir ruh iklîminin, başka bir toplumun eseri. Daha zavallı bir dünyâ, daha dişi bir mânevî iklim, daha geveze bir toplum.

Başka bir tâbirle, bu edebî nev’i(türü) bir buhrânın, bir uyuşmazlığın, reelle ideal arasındaki bir nisbetsizliğin çocuğu. İçtimâî(sosyal) bir sıhhatsizlik, hiç değilse bir tedirginlik alâmeti. Sınıf kavgalarıyle sahneye çıkışı bundan. İnanan bir toplumda, pürüzlerini yok etmiş bir toplumda, hayâlî çözüm yolları aramaya ihtiyaç duymayan bir toplumda romanın ne işi var?

Osmanlı, Osmanlı kaldıkça Batı romanı’nı anlıyamazdı. Önce uzun bir temessül(benzeme), daha doğrusu tesemmüm(zehirlenme) merhalesinden geçecek, iktisâdî ve içtimâî müesseseleriyle değişecekti.

Medeniyet can çekişiyor. Gök bomboş, hayat abes; roman bu kalbsiz dünyânın insanını bütünüyle sahneye koymak iddiâsında. Bütünü, yâni çarpık insiyakları(içgüdüleri),hayvanca iştihaları, çılgın arzûları veyâ arzûsuzlukları ile. Aşk da –Tanrı gibi- öldüğüne göre, cinsiyet tek değer. Bezirgân hayâsızlığın üstüne bir şal attı; cinsî bunalım. Sade, kütüphânelerin şeref misâfiri, sadizm abesin ikiz kardeşi.

SU ALAN GEMİ

Bu ülke 89’dan beri su alan bir gemi… Fransız İhtilâli yalnız Batı feodalizmi’nin değil, ihtiyar Şark’ın da ölüm çanı. Osmanlı bir başka medeniyetin varlığını o zaman fark eder. Henüz ne îmânını kaybetmiştir, ne haysiyetini. Zirvelerden bakar diyâr-ı küfre. Avrupa maddedir, kendisi ruh.

Bu tanımadığı dünyânın kesif(yoğun) ve müselsel(birbiri ardınca) taarruzları karşısında kuvvetinden şüphe etmeğe başlar. Hayret, yerini hayranlığa bırakır, hayranlık teslîmiyete.

Ahmed Midhat, saldıran küfür karşısında şahlanan îmandır, şahlanan ve hücûma geçen. Avrupa kırk harâmîlerin mağarası, Ahmed Midhat hazîneyi ülkesine taşıyan dev.

Ama gemi su almakta devam eder: Maddecilik, keşişlerin kara cübbeleri altında İmparatorluğun dört bucağına taşınır. Târihinden koparılan aydın, toprağından, hâtıralarından, hikmet-i vücûdundan(varlık sebebinden) koparılır. Ahmed Midhat son direniş; ama o devin de zaafları var, her Osmanlı gibi. Türk düşünce târihinde ilk teslîmiyet, ilk kendini inkâr, bir kelimeyle ilk intihar olan Beşir Fuad’ı umûmî efkâra o takdîm eder. Cizvit mekteplerinin(en katı Hrıstiyan tarîkatinin) bu bahtsız kurbânı da Don Kişot gibi zamânın dışındadır: zamânın, daha doğrusu kucağında yaşadığı dünyânın. Don Kişot hayâlle gerçek arasındaki uçurumu kılıcıyle doldurur, kılıcı ve gönlüyle; Fuad nâşını(cesedini, ölüsünü) fırlatır uçuruma.

Bu Frenkleşmiş aydınlar kafilesinin bir başka öncüsü Ali Nâmık.Sadrâzam Said Paşa’nın oğlu,ömür boyu gurbette yaşadı;bâzen Chenier idi bâzen Zola,bâzen Jaures.Fransızca İstanbul gazetesinin aboneleri onun âteşîn(ateşli,heyecanlı) yazılarını hayranlıkla okudular.Aboneler,yâni sekiz Rum,iç beş Ermeni ve birkaç Fransız.Sonra bir mezar sessizliği.1918’lerin o hassas,o hayâlperest sosyalisti bir yabancı firmanın temsilcisi olarak öldü.

Bahâ Tevfik, dalâlet(şaşırmışlık, sapıtmışlık) ordusunun üçüncü gönüllüsü… İdrâkinin kapılarını her millî değere taassubla kapayan bir maddeci yazar, Batı’nın en hâyîde(müptezel olmuş, ayağa düşmüş söz) yalanlarını ilmin son sözü olarak sergiler. ‘’Evlenmeyin, der etrâfındakilere… Evlenmeyin, çünkü bizde âile hayâtı yoktur.’’ Bu sahte nihilistin dâveti alayla karşılanır. Ama, irfânı tabîiyet değiştiren aydınlarımız yeni tanrılarına evlâtlarını kurban ederler. Cevdet Paşa’nın torunu Katolik râhibesi, Fikret’in oğlu Protestan papazı olur. Halûk bir ‘’cins isim’’dir artık: târihten kaçanların ismi.

-Cemil MERİÇ/BU ÜLKE-

PAYLAŞ
Önceki İçerikKarakoç'a Mektup
Sonraki İçerikMadalya Madalya!

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...