Türkülerin Efesi Hisarlı Ahmet

0
42

Bugün Türk Halk Müziği repertuarına onlarca türkü ve oyun havası kazandıran bir türkü sevdalısı Hisarlı Ahmet’ten söz edeceğim. Yaşamından, kişiliğinden, ondan derlenen türkülerden örnekler vermeye çalışacağım. Yıllardan 1908. Kütahya kalesinin bir bölümünü oluşturan “Kale-i bala”da yemenici esnafından Musta Bey (Mustafa Bey) ile Ayşe hanımın bir oğulları olur. Adını Ahmet koyarlar. Zaman su gibi akar. Gün gelir Ahmet delikanlılık çağına ulaşır. Delikanlıların evlerde toplanarak eğlendikleri, yarenlik yaptıkları “GEZEK”lerde üç telli bağlama ile tanışır. Tanışır ya, babası Musta Bey, sazlı sözlü zamanların oğlunu haylazlığa iteceğini sandığı için, onun heveslerine sıcak bakmaz. Ama, Ahmet arzusunu bastıramaz ve bir saz alır. Mustafa Hisarlı diyor ki: “Babam ilk sazını dedemden gizli üç kile buğday karşılığında almış. Dedem bunu görünce kızmış ve sazı kırmış. Babam yılmamış tekrar almış. Böylece birkaç saz kırılmış ama babam da bağlama çalmayı öğrenmiş.” Atalar “Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz,” derler. Belli ki Hisarlı Ahmet de tuttuğunu koparmış. Hisarlı Ahmet, askere giderken, bağlamasını da yanına almış. Topçu askeri olmuş. Burada bando takımında klarnet çalmayı ve okuma yazmayı öğrenmiş. Askerlik dönüşü Hacer hanımla evlenmiş. Hüseyin, Huriye ve Mustafa adlarını verdiği çocukları doğmuş. Hisarlı Ahmet askerlik dönüşünde babasını kaybetmiş. Artık ailenin yükü onun sırtındaymış. Hisar’daki evi yeterli gelmediğinden şehir içine taşınmış. Baba mesleği yemeni ve kavaflık yaparak geçinemeyince meslek değiştirmiş. Bir kahvehane açmış. Üç telli bağlamasını kahvehanenin duvarına asmış.

O günden sonra Hisarlı Ahmet’in kahvehanesi, sazını ve sesini dinlemek isteyenlerin, yurdun dört bir yanından gelen Âşık Veysel’den Davut Sularî’ye kadar onlarca âşığın, radyo sanatçılarının uğrak yeri olmuş. Hevesli gençlere çalıp çığırmayı öğretmiş. Bir süre sonra müzik aletlerinin satışı ile Hisarlı Ahmet’in Âşıklar Kahvesi” müzik dükkânına dönmüş. Onun yörede eli saz tutan herkeste emeği varmış. Ahmet Hisarlı’yı yetiştiren çevreye bakmak gerekir. Kütahya, tarih, kültür, musiki zengini bir ilimiz.. Evliya Çelebi; seyahatnamesinde Germiyan beyi II.Yakup’un çok iyi saz çaldığından ve Çöğür adı verilen sazın mucidi olduğundan söz ediyor. Hisarlı Ahmet, sanatını usta-çırak ve gezek ilişkileri içinde Kelerlerin Ethem efendi, Dülgerin Hüseyin Ağa, Nuri Çavuş, Kambur Celal, Arabacı İbrahim Ağa, Terzi Sadık, Fındık Hüseyin gibi türkü sevdalılarının bulunduğu eğlenceli eğitim yuvalarında olgunlaştırmış Hisarlı Ahmet soyadı kanunu çıkınca “İnegöllü” soyadını almış. Ancak Kütahya’da Kale-i Bala, bir başka anlatımla Yukarı Hisar semtinde doğduğu için Hisarlı lakabıyla tanınmaktaymış. Bir süre sonra lakabı baskın çıkmış ve İnegöllü olan soyadını Hisarlı olarak değiştirmiş.

1942 yılında Muzaffer Sarısözen, “İl İl Anadolu” programına konuk olarak Ankara’ya davet etmiş. Sazına hâkimiyeti ve değişik tavrı ile sesinin güzelliği dikkat çeken Hisarlı Ahmet’e Radyo’da kalması teklif edilmiş. Ancak ailevi nedenlerle bu teklifi kabul etmemiş. Kütahya’ya dönmüş.

Bir konser nedeniyle Kütahya’ya gelen Nida Tüfekçi ve Yücel Paşmakçı Hisarlı Ahmet’le tanışmış. Ondaki değişik saz tavrını ve okuyuşundaki nağmelerin zenginliğini fark etmişler. Daha sonraları Mustafa Hisarlı’nın aracılığı ile bir araya gelip kırkı aşkın türkü derlemişler. Hisarlı Ahmet’ten en çok türkü derleyen “Türkü Sevdalıları” arasında Yücel Paşmakçı ön sırada geliyor. Elbette Muzaffer Sarısözen, Mustafa Hisarlı, Nida Tüfekçi, Özay Gönlüm gibi sanatçıları da saymak gerekir. Kütahya’da her türkünün bir öyküsü var. Yüz yıl öncesinin Kütahya’sında Asalıoğlu ailesinin yakışıklı oğlu fakir bir ailenin kızına âşık olur. Uzun bir uğraştan sonra evlenirler. Ancak genç kadında gözü olan bazı kişiler rahat vermezler. Bir gün pınar başında dağa kaçırmak isterler. Eşinin feryadını duyan Asalıoğlu kurtarmak için koşar. Kavga sonunda Asalıoğlu ölür. Oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başını yolarlar. Bu olay üzerine yakılan ağıtı Yücel Paşmakçı Hisarlı Ahmet’ten derlemiş.

“Kütahya’nın pınarları akışır

Devriyeler kol kol olmuş bakışır.

Mustafa Hisarlı’nın babasından derledği türkülerden biri “A İstanbul sen bir han mısın, / Varan yiğitleri yudan sen misin?” sözleriyle başlıyordu.

İstanbul’a vakıflara ilişkin bir görev için giden Ethem paşa, orada güzellere takılmış yedi yıl Kütahya’ya dönmemiş. Bunun üzerine zamanın kültürlü hanımlarından biri olan güzel eşi Esma Hanım bir şiir yazmış. Bu şiir zamanla bu türkü haline gelmiş.

Önceki yıl Kütahya’da, ‘Hisarlı Ahmet ve Kütahya Türküleri Sempozyumu’, yapıldı. Onlarca bilim adamı araştırmacı Hisarlı Ahmet ve Kütahya türkülerine ilişkin bildirilerini sundular. Sempozyumu Kütahya Valiliği, Belediye Başkanlığı, Dumlupınar Üniversitesi ve Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlükleri, Ticaret ve Sanayi Odası, Kütahya Güzel Sanatlar Derneği ve Kütahya Anadolu Güzel Sanatlar Derneği ortaklaşa düzenlemişlerdi. Kütahya yöresi müziği ve Hisarlı Ahmet’e ilişkin pek çok konuya değinildi. Mustafa Hisarlı da “Hisarlı Ahmet Kimdir?” başlıklı bir bildiri sunmuştu.

Kütahyalı Hisarlı Ahmet’in eserleri birçok şaire yazara esin kaynağı da olmuş. Usta eleştirmen, yazar Fethi Naci, onun bir türküsünden esinlenerek kitabına ‘Dünya Bir Gölgeliktir’ adını vermiş. Geride bıraktığımız yıllar içinde Güray Poslen tarafından “Hisarlı Ahmet yorumu ile Kütahya Türküleri” adında bir kitap bastırıldı ve ücretsiz dağıtıldı. Bu kitapla ilgili Mustafa Hisarlı şu bilgiyi veriyor. “Babam ustalarından duyduğu birçok destanı ezbere bilirdi. Kütahya türkülerinin kaybolması ve yozlaşması endişesiyle onları bir kitapta toplamayı arzu ederdi. Sağlığında yerine getiremediği arzusunu ben ve torunu İsmail Pektaş gerçekleştirebildik. Türkülerin öykülerini, notalarını ve oyunların tariflerini içeren “Hisarlı Ahmet yorumu ile Kütahya Türküleri” adlı bu kitap yayımlandı. İlgililere ve ilgili yerlere ücretsiz olarak onun anısına dağıtıldı. Ayrıca Kalan Müzik tarafından maddi çıkar düşünülmeden Hisarlı Ahmet’in elde bulunan çoğu amatörce alınmış kayıtlarını CD haline getirdi. Böylece Hisarlı Ahmet’in genç kuşaklara ulaşması sağlandı.

Kız görme, kız isteme, kız hamamı, oğlan hamamı, çeyiz altı, kına yakma, kuşak kuşatma, güvey salma, el öpme gibi evrelerle devam eden Kütahya düğünlerinde konuya ilişkin türküler söylenir. Bunlardan birine “Gidin bulutlar gidin. / Yârime selâm edin / Yârim uykuda ise / Uykusun haram edin” türküsünü örnek gösterebiliriz. Hisarlı Ahmet, kendinden derlenen türkülerin Radyo Sanatçıları tarafından söylenmesine sevinirmiş. Alçak gönüllük gösterir “benden iyi söylüyorlar” diye mutluluğunu belirtirmiş. Zengin-fakir, köylü-kentli demeden herkesle sohbet eder, ancak türkü isteklerine kızarmış; “davul zurna da peşrev olmaz ne çıkarsa bahtına” der sazı bırakırmış. Kütahya’da erkekler ve, kadınlar ayrı ayrı sıra toplantıları yapıyorlar. Erkeklerin “GEZEK” toplantılarında gelenek ve görenekler yaşatılıyor, görgü kuralları ve birlikte yaşama bilinci pekiştiriliyor. Genç kızların toplantısına ”KIZLAR İÇİ” deniyor. Gençler ablalarından hayat hakkında bilgiler alıyor, oynayıp eğleniyorlar. Bu tür toplantılar bir anlamda hayat okulu işlevi görüyor. Kütahya’da cuma günleri “Kızlar içi” eğlentilerde, süslü takılarla bezeli giysileri içinde kızlar oyunlar oynarmış. Bir yandan da genç kızlara oyunlar öğretilirmiş. Oynamayı bilmeyen, endamlı yürüyemeyen kızlara “Hiç mi Cuma debleği görmedin” denirmiş. İşte bu günlerde oynanan bir oyunun türküsü “şimdallı” olarak biliniyor.

” İğnem düştü yerlere / Karıştı gazellere / Tabiatım kurusun / Bakarım güzellere”

Kütahya Türküleri, klasik Türk musikisi karakteristiğinde bir düzene sahip. Makamsal özellikleri bulunuyor. Örneğin; “Kütahya’nın Pınarları”nın- kürdi, “A Hamamcı”nın- muhayyer, “Hisar’dan İnmem Diyor”un- kürdilihicaz, “Havada Durna Sesi Gelir”in evç makamında olduğunu söyleyebiliriz. Hisarlı Ahmet’in bize aktardığı türküler arasında Kına türküleri, oyunlu oyunsuz ahenk türküleri, zeybek türküleri, gurbet türküleri, seymen yani zeybek geçiş türküleri bulunuyor. Uzun hava türü olmamakla beraber ritimsiz başlayıp ritimle devam edenler var ki buna “ İki bülbül derelerde hun eder” türküsünü örnek verebiliriz. Kerem, Garip, Bozlak, Yahyalı Kerem, Kesik Kerem, Misket ve Müstezat ayağında örnekler vardır. Ahmet Hisarlı’nın kaynak kişi olduğu Türkülerde sözlü anlatımının güçlülüğü, ezgilerdeki sağlam ve zor müzik cümleleri ve melodi zenginliği dikkat çekiyor. Sözler genelde mani ve türkü biçiminde. Sevgiyi, ayrılığı, hüznü, kabadayılığı türkülerin sözlerinde olduğu gibi müzik yapısında da duyumsuyoruz.

Hisarlı Ahmet, müzik çalışmaları devam ederken ibadetini de bırakmamış. Dükkânının açık kapısına bir sandalye koyarak namaza gider, ezan okur, sala verir veya ramazanlarda ilahilere katılırmış. Hac farizasını yerine getirip Hacı olduktan sonra da çalıp söylemeye devam etmiş. Belirli çevrelerin “Artık Hacı oldun, elini eteğini çek bu işlerden” yolundaki eleştirilere kızar, “Ben sazımla Rabbime sizden daha yakınım” dermiş. Sigarayı da orta yaşlarında bırakmış. Buna bağlı olarak da nefesinin güçlü olduğu, Hisar’a iki dakika gibi kısa zamanda inip çıkabildiği ve Hisar’da türkü söylediğinde sesinin civar köylerden duyulduğu Kütahya’da anlatılır.

Hisarlı Ahmet okuma yazmayı asker ocağında öğrenmiş ve yetersiz buluyordu. Büyük oğlunu ancak ortaokula kadar okutabilmişti. Kızını ise hiç okutamamıştı. Bu duruma çok üzülürmüş. Son umudu küçük oğlu Mustafa Hisarlı olmuş. Ona “Oğlum okuyabildiğin kadar oku” diyerek önceki yanlışlığını düzeltmeye çalışmış. Maddi imkânsızlıklara rağmen Mustafa Hisarlı’nın Devlet Güzel sanatlar Akademisi Y. Mimarlık Bölümü’nü bitirmesini sağlamış ve bununla da gurur duymuş.

Mustafa Hisarlı, yüksek mimar olmasına rağmen, İstanbul’da halk müziği camiasına girdi. 1960’lı yıllardan itibaren MTTB ve MTTF’daki folklor çalışmalarına katıldı. İstanbul Belediyesi Konservatuarı Halk Müziği topluluğunda misafir sanatçı kadrosu ile uzun bir müddet görev yaparak öğrenimime devam etti. Daha sonra TRT’de görev aldı.

Hisarlı Ahmet; kendisini yaşatacak onlarca türkü, oyun havası bırakarak 4 Ocak 1984’de aramızdan ayrıldı. Kütahyalılar vefa örneği göstererek dükkânının bulunduğu caddeye adını verdiler. Kültür Parkı’na büstü konuldu. Rahmetle, saygıyla anıyoruz.

Ahmet ÖZDEMİR (sanatalemi.net) 15.02.2010

ozdemir.ahmet@gmail.com

PAYLAŞ
Önceki İçerikCemil Beğ'i Rahat Bırakın
Sonraki İçerikHikmetler 12
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...