Üftade Hazretleri

0
449

[ 1490 – 1580 ]

Tarihimizde bazı olgun şahsiyetler vardır ki, yazdıkları eserlerden çok, yetiştirdikleri kimseler ve devirlerindeki etkileriyle meşhurdurlar. İşte Üftade Hazretleri onlardan biridir. Asıl adı Mehmet Muhyiddin’ dir. Manyas’tan gelip Bursa’ da yerleşmiş bir ailenin çocuğudur. 1490 yılında doğmuştur.

Menkıbelerin mantığı, büyük insanların hayatlarını ta doğum öncesine götürür. Rivayete göre Üftade dünyaya geldiği zaman, annesi rüyasında oğlunu süt deryasına dalıp çıkarken görmüştür. İslam inanışında süt kutsal bir maddedir. Cennetteki nehirlerden biri süt nehridir. İnanışa göre Peygamberimiz (s.a.v.) Miraç’ta kendisine sunulan içecek maddeleri arasında sütü tercih etmiştir. Annenin bu rüyasını, baba, “inşallah oğlumuz alim ve kamil olacaktır” şeklinde yorumlamıştır.

Üftade çocukluğunda bir süre ipekçilikle meşgul olmuşsa da, daha sonra tahsıle ve tasavvufi hayata yönelmiştir. Güzel sesli olduğundan, zaman zaman müezzinlik yapmıştır. Bununla alakalı ve “Üftâde” lakâbını almasının sebebine dair şöyle bir menkıbe anlatılır:

Kendisi, gayet güzel sesli olduğu için çeşitli camilerde ezan okurmuş. Onun ezan okuyuşu adeta halkı büyüler, cemaat sırf onu dinlemek için toplanırmış. Sonra devamlı müezzinlik yapması için belli bir maaş ödenmeye başlanmış. Hemen ardından, bir gece rüyasında, “Mertebeden Üftade oldun (düştün)!” denilmiş, o da bu olaydan sonra, o maaşı kabul etmemiş ve bir hatıra olarak “Üftade” mahlasını kullanmaya başlamış. Bu kelimenin sözlük anlamı “düşmüş, düşkün, çaresiz” demektir. Üftade, bir alçak gönüllülük belirtisi olarak bu ismi kullanmaya devam etmiştir.

Üftade’nin manevı eğitimdeki üstadı, Hacı Bayram Veli’ nın halifelerinden Şeyh Hızır Dede’dir. Onun sayesinde tasavvuf yolunun sırlarını öğrenmiş ve rüya tabiri ilmine aşina olmuştur. Şeyhinin vefatından sonra bir süre yalnızlığa çekilmiştir. Ayrıca Endülüs’lü büyük mutasavvıf Muhyiddin Arabî’nin ruhaniyetinden istifade etmiştir.

Manevı sahadaki arayışları hiç bitmemişçesine şöyle seslenir:

Ey hakikat erenleri

Dost ilinin rehberleri

Taliplerin serverleri

Dosttan haber verin bana.

Düştü yüreğime firak

Dostumdan olmuşum ırak

İstemezem her dem yarağ

Dosttan haber verin bana.

Hicran içinde kalmışım

Derd ü gam ile dolmuşum

Çok arsalara dalmışım

Dosttan haber verin bana.

Varıp visaline erem

Anda cemalini görem

Sıdk ile yolunu bulam

Dosttan haber verin bana.

Miskin fakir Üflade yi

İçi dışı pür yareyi

Esirgegör biçareyi

Dosttan haber verin bana.

***

Üftade Bursa’ da Ulu Cami ve Emir Sultan Camilerinde vaazlar vermiş ve 1580 yılinda vefat etmiştir. Türbesi, kendi adıyla anılan caminin yanındadır.

Daha çok cezbeli bir yapıya sahip olan ve halk arasında şöhreti büyük olan Üftade’ nin en önemli bağlılarından birisi Aziz Mahmud Hüdayi’ dir. Hüdayi, alim bir zat olup o sıra; da Osmanlı protokolünde önemli bir mevki olan Bursa kadılığı yapmaktadır. Bu mevkıdeki bir din ve hukuk adamının tasavvufa yönelme olayı hayli ilginçtir. Bununla ilgili olarak şöyle bir menkıbe anlatılır:

Hacca gitmeyi çok arzu edip de bir türlü başaramayan bir adamcağız vardır. Bu yüzden karısıyla kavgalıdır, neredeyse ayrılma noktasına gelmişlerdir. Bir çare bulunur mu diye Üftade’ye gelir. Kurban bayramına yaklaşı1mlştlr. Üftade adamı, gönül gözü açık ve tasarruf ehli birisi olan Eskici Mehmet Dede’ye gönderir. Mehmet Dede adama “gir içeri” diyerek dükkanına alır ve bas ayağıma deyip tayy-i mekan yoluyla Hicaz’a gönderir. Adam orada Bursa hacılarıyla buluşur ve hac görevini yerine getirir. Dönüşte hediyelerle evine giren adama karısı inanmak istemez. O günün şartlarında en az altı ay sürecek bir yolculuğun 15 güne sığması mümkün değil, der. Sonunda iş mahkemeye düşer; dava, Bursa kadısı Aziz Mahmud’ un önüne gelir. Kadı, hacıların dönmesini bekler, onlar adamı hacda gördüklerine dair şahitlik ederler. Böylece karı koca barışırlar.

Fakat olay Aziz Mahmud’ u çok etkilemiştir. Sonunda adam vasıtasıyla Uftade’ye ulaşır; makamını bırakarak ona mürid olur.

Üftade’nin bir Divan’ı vardır. İşte bir

örnek:

Görmez isem cemalini

Güzel adın işideyim

Ermez isem visaline

Güzel adın işideyim.

Bir gün görem cemalini

Seyreyleyem kemalini

Kesbeyleyem visalini

Güzel adın işideyim.

Güzel adın rehber bize

Aşkın dahi server bize

Cümle adın ezber bize

Güzel adın işideyim.

Ne dilde kim ola zikrin

Erişe gönüle fikrin

Ede daim senin şükrün

Güzel adın işideyim.

Gönül bulur cilasını

Dahi Hakk’ın rızasını

Cemalinin safasını

Güzel adın işideyim.

Üftade’nin budur yolu

Hak yoluna dedik beli

Zikreyleye daim dili

Güzel adın işideyim.

——————————————-

(*)Prof.Dr.Mehmet DEMİRCİ,Gönül Dünyâmızı Aydınlatanlar,Mavi Yayıncılık-2005 İst.