Varlık İçinde Yokluk

0
58

Hiçbir zerrenin sebepsiz yaratılmadığına, bir kuru yaprağın bile O’ndan izinsiz sallanmadığına inanmayanımız var mı?

Zannetmiyorum. Peki, bunu hepimiz biliyor muyuz?

Bunu da zannetmiyorum. Çünkü inanmak başka şeydir; bilmek başka şey..

Aslında, sebepsiz hiçbir şeyin yaratılmadığını ve kuru bir yaprağın bile O’nun izni olmadan sallanmadığını bilebilmek için üstün zekâya yâhut derin bir tefekküre gerek yoktur. Bütün mes’ele; kalb gözünün açık olup olmamasına bağlı. Bilmekle ilgili olarak yalnızca kalp veyâ gönül gözünün görüşü keskin,net ve berraktır;sâdece onun görüşü şaşmaz, yanılmaz ve o görüş aslâ kararmaz! ”Gönül sâhibi insan” için gaflet söz konusu olmadığından; gönül sâhiplerinin de uykusu, yorgunluğu ve dinlenmesi sadet dışıdır.”Uykuları ibâdetten daha üstün” kabûl edilen zevâtın varlığı, bu hükmü doğru kılmıyor mu? Gönül gözü baktıkça görür, gördükçe enerjisi kat be kat artar. Ve onu taşıyan insan yâhut onun taşıdığı insan azizleşir, azizleşir, azizleşir.

Kendi varlığının farkına varan, kendini eğiten; kısaca kendini bilen her fert nasıl bu göze sâhip olup yücelir giderse; bu yüce insanlara saygılı ve onların sayısını çoğaltan toplumlar da gönül gözünü elde etmiş bir kitledir ve böyle bir kitlenin gücü önünde hiçbir güç dikilemez.

Türk milleti olarak uzun asırlar boyu hep bu gözle hayat sürdük ve hükmettik. O yüzden, önümüze çıkmaya cesâret eden bulunmadı.Alparslan’da o göz vardı;Osman Gazi’de o göz.. Yûnus’da aynı göz vardı. Onları Yûnus yapan,Osman Gazi ve Alparslan yapan da birer gönül sâhibi ulu kişiydi.Topluma onlar yön veriyordu ve hâl böyle olunca toplum da, o toplumun önderleri de ölçü dışına çıkamıyorlardı. Maddî ve mânevî bütün fetihlerimizi hep bu gözün görüşüyle kazanmıştık. Sinan, taşları böyle yontmuş..Âkif,milletimizin ıztıraplarını gene aynı gözle teşhîs etmişti.

Çok zaman var ki; bu, kararmasına imkân olmayan gözü, biz karartmaya muvaffak olduk. Bunu nasıl becerdik diye; biz hâriç yedi düvel şaşkın!

Hani o gönül sâhiplerinin gözüyle bakmaya hevesli önderler? Nerede mânâ fâtihlerinin ayak tozuna yüzler süren kahramanlar? Mevlânâ’lara, Itrî’lere, Dede’lere vurgun serdengeçtiler nerede? Sayısız güzelliği nasıl bu kadar ucuza harcadık ve neden neleri kaybettiğimizin bile farkına varmayacak derecede kendimize yabancılaştık?

Varlık içinde yokluk, bu olsa gerek.

DERTLİ DOLAP

13.05.2007 tarihinde yayınlanmıştır.

PAYLAŞ
Önceki İçerikBir Utanmaz Yüz Kızarmaz Çehre
Sonraki İçerikHatice Cenan Hanım

..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San’at Derneği’nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san’at faaliyetlerini sürdürmektedir.

Yorum yapabilirsiniz...