”Vehhâbîlerin Eline Kal”

0
111
Kubbealtı Lugatı

(…Bir vakitler İslâm dînini kabul etmek isteyen çarlık Rusyası’na “Bizim köylü sert iklim sebebiyle câmide pabuçlarını çıkaramaz” diyen Çar’a, zamânın din otoritesi: “Olamaz, mutlaka çıkarmaları şerîat icâbıdır” diye cevap yollayarak milyonların şeref-i İslâm ile müşerref olmasının önüne geçmiştir. Sorarım size şimdi bu din âlimi Resûlullah nezdinde makbul bir iş mi görmüştür? O Resûlullah ki: “Uzaklaştırmayın, yaklaştırın; güçleştirmeyin kolaylaştırın” buyuruyor.

“Ben âlemlere rahmet için gönderildim”

Zamânımızdaki bâzı müslüman milletlere gelelim:

Bugün, Vahhâbîlerde tesettür, muhakkak ki zamân-ı saâdetten çok daha mübâlağalıdır. Hz. Ömer zamânında, halîfe câmide iken bir kadın kendisine bir sual sorar. Hz. Ömer de cevap verir; adâleti kadar, şaka götürmezliği ile bilinen Hz. Ömer’in kadının bu cesâretli hareketine kızmak hatırına dahi gelmez. “Ben âlemlere rahmet için gönderildim” diyen ve hayâtın moral cephesi kadar estetik vechesine de dikkat eden Resûlullah’ın, kadını umacı kılığına sokacağını nasıl kabul edebiliriz? Elbette Kur’ân-ı Kerîm’de tesettür âyetleri vardır. Fakat hiçbir din ulemâsı bunun hudûdunu ve şeklini târif edemez. Nitekim, çeşitli müslüman memleketlerinde tesettür anlayışı başka başkadır. Tesettür, kadının iffetli, hayâlı ve edepli olan kıyâfeti ihtiyar etmesidir.

Bugün Arabistan’da İslâm’ın toleransı kemikleşmiş ve acınacak hâle girmiştir. Öyle ki bir Suûdi, kazâra telefonda bir kadın sesi duyacak olsa, hemen âhizeyi öfkeyle yerine koyar. Gene bu Suûdîler, tekkeleri kapamış, türbeleri yıkmış, kabirleri dümdüz etmiş, en kötüsü sünnet-i seniyyeyi hiçe saymışlardır. Hırsızlık yapanın elini keser, zînâ edeni minâreden atarak öldürür.

Ya balerinlerin, şantözlerin iştirâkiyle ayyûka çıkan sefâhat âlemlerine ne demeli?

Hicaz, ana vatanın bir parçası iken; birbirine bedduâ etmek isteyenler: “Vahhâbîlerin eline kal” derlerdi. Kaldılar da. Artık İslâmın zuhur ettiği o mübârek topraklarda tam bir dehşet, vahşet ve terör rejimi hâkim. Fakat, hazin olan şu ki, bütün cefâ halka tatbik edilirken, saray çevreleri şampanya içinde yüzmektedir. Bir nâzırın husûsi barında, yeryüzünün her çeşit mûtenâ içkisini bulabilirsiniz. Ya balerinlerin, şantözlerin iştirâkiyle ayyûka çıkan sefâhat âlemlerine ne demeli? Halbuki Suûdî Arabistan’ın petrolden gayri gelir kaynağı yoktur.

Ne zirâati vardır, ne sanâyii, ne de herhangi bir istihsal gücü. Tek ihraç maddesine karşılık ithâlâtı korkunçtur. Mendilinden çorabına kadar bütün ihtiyaçlarını dışardan temin eder. Avrupa ve Amerika sanâyii ve mâmulleri için bu Orta Şark memleketi, eşi az bulunur bir pazardır. Tabiî ki böyle bir yağlı kapının açık kalabilmesi, doğunun bugünkü cehâlet ve gafletinde devam etmesi, garp için bulunmaz bir nîmettir. Müslüman milletler uyanmalı, İslâm rûhunun saffetini ve şuûrunu yeniden elde edip kendisini bir çiftlik gibi kullanan iktisâdî ve siyâsî kaderlerini ellerinde tutan efendilerine başkaldırmalıdırlar.

Hakk’a karşı ne büyük mesûliyetler altına girdiklerini düşünmemektedirler

İşte bir taassup ve gaflet perdesi arkasından şerîat adına direnen bu müslümanlar, İslâmiyeti bir çöl dînine çevirmekle düşmanların ekmeğine yağ sürmekte ve bu eşsiz dînin hakkını vermemekle de Hakk’a karşı ne büyük mesûliyetler altına girdiklerini düşünmemektedirler.)(1965 târihli Bir Mektup’tan)

SÂMİHA AYVERDİ –MİLLÎ KÜLTÜR MES’ELELERİ VE MAÂRİF DÂVÂMIZ,s: 368

Yorum yapabilirsiniz...