Vermek

1
28

‘’Ödenmez borcum var bu âlem halkına; verdikçe daha ver, daha ver! Diyorlar.

Sorarsan borcumu bu cihan halkına: yavuzu yahşîyi sevmektir diyorlar.’’(*)

Bizler, insanlar ve hayvanlar arasındaki yardımlaşmanın ve birbirini tamamlama gayretinin farkına varmasak da, kâinatın bu temel kuralı hiç değişmeksizin hükmünü yürütmektedir.

Eğer kuru kuru yaşamıyor ve birazcık düşünüyorsak, üstte sözünü ettiğimiz kuralın temelinde neyin bulunduğunu da anlayabiliriz.

Kâinattaki bu muazzam âhengin ve uyumun temelinde sevgiden ve birlikten başka bir şey olduğunu söyleyen varsa, ona sâdece gülünür. Düşünen, çalışan ve araştıran insanoğlu, bugüne kadar pek çok şeyin sırrını çözdü, bundan sonra da çözmeye devâm edecek. Meselâ insanoğlu köstebekleri, filleri, yunus balıklarını inceledi ve hayretle gördü ki; her cins mahlûk, hem kendi cinsinden olanlarla yardımlaşmakta ve hem de başka cinslere yardımcı olmakta…

Doğumla ölüm arası bütün hayat, bu ölçülere uyarak yaşanıyor.

Kezâ ilim adamları son asırda yarasaların bir sırrını daha çözmeyi başardı. Tutup, yemişle beslenen bir tür yarasanın, doğum sırasındaki hâlini incelediler ve üç saatlik bir gözlem şunu ortaya çıkardı ki; yarasalar, doğum yapan hemcinslerine yardım ediyorlardı.

Hâmile yarasa, ayak tırnaklarıyla bir daldan aşağı sarkıyordu. Hayvanbilimciler bu yarasanın, başını aşağı bırakmak için pozisyonunu değiştirdiği zaman, bir başka yarasanın da aynı şekilde aşağı sarktığını ve her ikisinin de yüz yüze durduklarını gördüler. İşte bu ikinci yarasa,’’Ebe Yarasa’’ydı.

Ebe yarasa, sanki doğumun nasıl yapılacağını göstermek ister gibiydi. Nihâyet doğum başladı ve ebe yarasa, yavrunun temizliğini yapıp, onun, annesinin memelerine ulaşmasını da sağladı.

Tabiî ortamda süre gelen bu doğum olayı, o zamâna kadar gizli kalmıştı. Çünkü yarasalar, yavrulamak için gizleniyorlardı.

İnsan, hayvan ve bitkileri canlı ve diri kılan şeyin sevgi olduğunu anlamak için yarasaların doğumunu bilmek gerekmiyor. İnsan şeklinde yaratılan bizler,’’âlem halkı’’ denilen bitki, hayvan ve insanlara karşı borçlu olduğumuzu nasıl ve ne zaman idrâke başlayacağız? Üstelik bu borcun sevmek, merhamet etmek ve vermek olduğunu anlamadıkça ‘’insan’’ sayılamayacağımızı nereden, nasıl öğreneceğiz?

————————–

(*)HANCI-Sâmiha AYVERDİ

PAYLAŞ
Önceki İçerikOrdu Millet
Sonraki İçerikDemek ki
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.

1 YORUM

  1. ”Handır bu gönlüm” diyen yüce sultanın hanına uğramış yolculara ne mutlu. İnsan olma yolunda eriştikleri yüce menzilin idrakine varanlara ne mutlu. Öğrenmeye değer ne varsa oradadır, ondadır veselam.

Yorum yapabilirsiniz...