Yaprak Dökümü

0
281
Kubbealtı Lugatı

Bu Yaprak Dökümü, Reşat Nuri Güntekin’in yazdığı 109 sayfalık piyes değil!.. (1000 Temel Eser, İstanbul 1971).

Televizyoncuların uzata uzata bitiremedikleri, lâstik gibi sündürüp sündürüp durdukları, her sayfasında Binbir Gece Masallarını gölgede bırakan, Pehlivan Tefrikalarını açık ara sollayan, bitmek tükenmek nedir bilmeyen, Güntekin’in yazdığına asla benzemeyen bir tv dizisi yapılan Yaprak Dökümü hiç mi hiç değil!..

Sözünü etmek istediğimiz Yaprak Dökümü, gönüllerimizde onulmaz yaralar açan, içimizde bir yerlerde bir şeyleri çökerten, bir yerleri göçürten Yaprak Dökümü…

Son zamanlarda yitirdiklerimizi saymaya kalksak ciltlere sığmayan bir kitap olur. Çekilecek dert değil, Mevlâ’m sabır veriyor.

Gazeteci-yazar-şair Olcay Yazıcı’nın haberinin mürekkebi kurumadan…İsmail Hakkı Özkan…

Babamı 25.5.1988’de kaybedişimizden iki gün sonra İTO Başkanı Niyazi Adıgüzel’in Ankara’da vefatını duyunca söylediğimiz sözü, müsaadelerinizle, burada tekrarlamak isteriz:

Hangi derdime yanayım!..

Şimdi siz siz olun da Yunuslayın hayıflanmayın:

Bu dünyada bir nesneye

Yanar içim göynür özüm

Yiğit iken ölenlere

Gök ekini biçmiş gibi. (Yunus Emre Güldeste, haz.: Sevgi-Ayvaz Gökdemir, Ankara , 202.s.)

Sevgili Olcay Yazıcı hakkında arkadaşları, dostları, sevenleri, meslektaşları; açık söyleyeyim: Onu benden çok iyi tanıyanlar duygularını, düşüncelerini, görüşlerini yazdılar…Bana da kaleme alacak bir şey kalmadı. Sağ olsunlar, var olsunlar; kalemlerine nur yağsın.

İsmail Hakkı Özkan’a gelince…

Tanışmak şerefine erişemediğimize mi, görüşmek mutluluğuna eremediğimize mi yanalım; yoksa onu erken kaybetmemize mi?..

Yukarıdaki cümleyi tekrarlamak durumundayız:

Hangi derdime yanayım?..

Pek çok marşın bestekârı Bahri Yüzlüer ile Türk Halk Musikisinin sayılı isimlerinden Handan Tunca başta olmak üzere Özkan’ın inanılamaz nezaketini, ender görülen kibarlığını ve hocalığını pek çok kişiden dinledik. Kültür Bakanlığı İstanbul Devlet Klâsik Türk Müziği Korosu Şefi M. Fatih Salgar’ın hazırladığı Mevlevî Âyinleri’ne (Ötüken Neşriyat, İstanbul 2008) yazdığı Önsöz ile Türk Mûsikîsi Nazariyatı ve Usûlleri-Kudüm Velveleleri’ndeki (Ötüken Neşriyat, 1984 1.b.) Önsöz ile Giriş bölümü, değme babayiğidin üstesinden gelebilecek bir iş değildir. Müzikçi olsun olmasın herkesin okuyup ezberlemesi, beynine nakşetmesi gerekecek derece önemli ve değerlidir. İkinci eserindeki Önsöz’e göz atmaktan kendimizi alamıyoruz:

Yüksek bir milletin ve medeniyetin mûsikîsi olan Türk mûsikîsini öğrenmek isteyenlerin gerekli sonuca ulaşabilmeleri için işin bilimsel yönünü de öğrenmek mecburiyeti vardır…[Bu eser] ilkokul mezunundan üniversite mezununa kadar geniş bir topluluğa bir şeyler verebilmek maksadına dayanmaktadır.

İsterseniz şimdi de Giriş’e bir kuşbaşı bakalım:

Türkü ile Şarkı’yı ayrı kaynaklı imiş gibi göstermek çabası, Türk mûsikîsini kendi içinde hiziplere ayırmak ve bölmek gayretinden ileri gidemez…Her ikisinin de kaynağı aynıdır…

Türk mûsikîsinin esas kaynağı Orta Asya’dır… Folklor mûsikîsi ile klâsik müzik arasında sadece üslûp farkı vardır.

Türkler, Orta Asya’dan getirdikleri müziği, başka tesirler altında kalmadan geliştirmişlerdir…

…Türklerin Arab ve Acemlerden ayrı bir millî mûsikîleri [vardır ki] bu mûsikî daha sonraları Türklerin İslâmiyeti kabul etmelerinden sonra, iddiaların tam tersine, Arab ve Acemlerin de mûsikîlerini silip süpürmüş ve yerine kendi geçmiştir. Çünkü Türk mûsikîsi gerek Arab ve gerekse Acem mûsikîlerinden çok daha gelişmiş bir mûsikîdir.

Türk mûsikîsi Anadolu’ya Orta Asya’dan kopuzun sapında sistemleşmiş olarak gelmiştir.

Türk mûsikîsinin kaynağını başka bir millete mal etmek çabası içinde olanların bir bölümü de, Türk mûsikîsinin Bizans’tan alındığı iddiasında bulunmuşlardır.

Türk mûsikîsinin menşeini aramaya çalışanlar gerçekleri saptırmak için belgeli tarihi bile görmezlikten gelecek kadar bir peşin kararın içinde olmuşlardır. Elimizdeki bu belgeleri yok sayabilmek, daha doğrusu bütün insanlığın ve ilim âleminin gözlerinden saklamaya çalışacak kadar ilim adamlığıyla hatta insanlıkla bağdaşmayacak davranışlarda bulunabilmişlerdir.

Oysa bugün, eski Bizans müziğini sağlıklı bir şekilde araştırabilmek bile mümkün değildir. Çünkü belgeler buna müsaade etmemektedir. Her şeyden evvel, eski Bizans notasını çözmek imkânı yoktur…

Türkler cihangir ve asil bir millettir. Tarih boyunca gittikleri yerlere uygarlık ve adalet götürmüşlerdir. Zaptettikleri hiçbir yerde kültür zorlaması yapmamaları da başka bir özellikleridir.

Türk mûsikîsi yüzyıllar içinde üstadlarını yetiştirmiş, klâsiklerini, şaheserlerini vermiştir…

Türk mûsikîsi, yüksek ve soylu bir milletin yarattığı kanun ve kurallara bağlı, bilimsel ve sanatsal mükemmelliğe erişmiş, çağdaş, soylu ve yüksek bir mûsikîdir.

*

Daha önce kaybettiklerimize, Yazıcı’ya ve Özkan’a Görklü Tanrı’dan esirgenlikler diliyoruz. Işıklar içinde yatsınlar.

Kurtuluş

6 Ekim İstanbul’un kurtuluşu.

Milletçe kurtuluşumuz ne gün?..

(Aydil EROL/sanatalemi.net’ten)

Yorum yapabilirsiniz...